Son okuyacağınız kitap hangisi olsun isterdiniz?
Sağdaki fotoğraf 1940’ta Londra’da çekilmiş. II. Dünya Savaşı sırasında şehir kütüphanesi bombalandıktan sonra okurların yıkıntıların arasında dolaşmalarını gösteriyor. Dağılmış, harap olmuş kitaplar arasından istediklerini seçiyorlar. Demek ki ölüme bu kadar yakın oldukları halde okumaktan vazgeçmeyenler olabiliyor. Soldaki fotoğrafta Lost dizisinin sevdiğim karakterlerinden Desmond Hume var. “Ne alaka?” demeyin; Desmond’un en büyük tutkusu Charles Dickens okumaktı. […]
Read MoreEgoist Okur’un 10 Emir’i: Ben ejderhalarla savaşırken…
29 Kasım 2012’de Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Bumerang Ödülleri sahiplerini buldu. O gece ben de birçok yeni ve güzel blogla, bloggerla tanıştım mutluyum. Her ödül alanla birlikte ben de yeniden ödül almışım kadar sevinmemin sebebini ise hakikaten bilmiyorum. Her neyse, tören öncesinde düzenlenen İyi İçerik Atölyesi kapsamında geçen yılın birincilerinden biri olarak benden de bir konuşma […]
Read MoreAh İstanbul’un aşkından…
“İçli içli bir aşk benim için İstanbul, ne bakması ne okuması ne kavuşması ne de keşfetmesi bitmeyen bir aşk. Her Galata Köprüsü’nden geçtiğimde yeniden ve yeniden tazelenen bir aşk. Ellerimden kayıp gidecek bir daha hiç dönmeyecek gibi seviyorum bu şehri.” Arzu Akgün İstanbul kitaplarını yazdı. İstanbul denince akan sulan durur, bu yüzden lafı kısa kesiyor […]
Read MoreFiliz Zibek: “Şiddetin meşru haline bakıp ağlayamam…”
Dr. Invention lakaplı Jesús Sotes son zamanlarda karşıma çıkan en yetenekli çizerlerlerden. Hele “Relatos Salvajes” (Vahşi Masallar) filminden yola çıkarak yaptığı afişe âşık oldum. Canına tak ettiği için kurt postu giymiş bir kırmızı başlıklı kız var afişte. Yazı da şair Filiz Zibek’in imzasını taşıyor. Başlık, Mor ve Ötesi topluluğunun Büyük Düşler adlı albümünden bir şarkının, Şirket’in bir […]
Read MoreAlis Hovanisyan’ın harikulade maceraları
Aslı E. Perker’in arkadaşım olmasından da, 11 dilde yayınlanan şahane romanlar yazmasından da hoşnutum. Bunlar tutkulu bir okur olarak benim hayatımı güzelleştiren şeyler. Ama onunla bu röportajı yapmamın sebebi romanları değil. Aslı bir süredir Matmazel Alis Hovanisyan’la meşgul. Onun hayatıyla, kendine has giyinişiyle, yalnızlığıyla, eski İstanbulluluğuyla, nazlı nazenin bünyesiyle, boğaz ağrısına iyi gelen bitki çaylarıyla, kitap […]
Read MoreRaskol’un Baltası: Bu edebi deneyin bir parçası olmaya hazır mısınız?
Birkaç haftadır internette bazı kısa filmler dolaşıyordu. Genç yönetmenlerin imzasını taşıyan bu filmler, “Günümüzde Raskolnikov baltasını nereye vururdu” diye soruyordu. Dostoyevski’nin insan olmanın ahlakını suçlu olarak taşıyan kahramanı Raskolnikov’un adını taşıyan bu atraksiyonu epey bir merak ettikten sonra nihayet öğrendik, hepsi daha önce 160. Kilometre kitaplarını da yayınlayan Edebi Şeyler’in başının altından çıkıyormuş. Raskol’un Baltası […]
Read MoreEfkâr Karması / Çiğdem Erken: Sevmemişler, sevişememişler, kavuşamamışlar coğrafyasında
Çiğdem Erken, yıllardır Yıldız Teknik Üniversitesi’nde piyano ve oda müziği dersleri veriyor. Ayrıca çeşitli tiyatro oyunlarına yaptığı müziklerle bugüne kadar birçok ödül kazanmış. Geçen yıl Kız Kafası adlı bir albüm çıkardı. Bugünlerde ben ve arkadaşlarım buna takılmış durumdayız… İsmi bile albümü sevmem için sebep. Şarkılar da öyle: Ölürsen Haber Ver, Saçlarım Daha Uzunken, Soyunma, Ağlayamazsın… Bir […]
Read MoreRobert Redford: “Ne biliyorsunuz, belki de hiçbir zaman gerçekten güzel olmadım!”
Geçen hafta benim için karmakarışık bir haftaydı. Bumerang Ödülleri’ndeki konuşmam, başka koşturmalı işlerim, her şey üst üste gelmişti ve ben kendimi acayip gergin, endişeli hissediyordum. Sonra beklenmedik bir röportaj fırsatı çıktı. Hem de Robert Redford’la… Yani Hollywood’un en yakışıklı adamlarından biriyle… Sakın kimse bana “Adam 76 yaşında, yakışıklılıkla alakası kalmamış” demesin. Hiç öyle değil çünkü. […]
Read MoreSEZYUM: “Bir şey yasaklanırsa, hemen ardından başka bir şey daha yasaklanır!”
Kaan Sezyum ne iş yapıyor diye sorusunun tek bir cevabı yok. Şu sıralar Penguen dergisinde yazan bir mizah yazarı elbette ama aynı zamanda başka birçok şey. Gazeteciliğe Duygu Asena’nın yanında başladı. Ardından internetin ilk bloggerlarından biri olarak tanındı. Markaların sosyal medya için hazırladıkları “viral” reklamların sevilen yüzü. Onu Kleopatra, Einstein gibi rollerde izlemiş olmanız kuvvetle […]
Read MoreTARKOVSKİ; her seferinde biraz daha derine dalarak
İnsanlar ikiye ayrılır: Tarkovski filmlerini sevmeyenler ve Tarkovski filmlerini sevenler. Sevmeyenler için diyecek bir şey yok… Günümüzde birçok kişi, “Tarkovski filmlerini seyretmeye katlanamıyorum” demenin böbürlenilecek bir şey olduğuna inanıyor ve bunu o filmleri başkalarının görmesini de önlemek istercesine, ısrarla vurguluyor. Bir de Tarkovski filmlerini sevenler var. Ama bence onların da bir kısmı Tarkovski’yi yanlış sebeplerle […]
Read MoreDeneyim aristokrasisi yahut Diane Arbus’un tekinsiz naifliği
Diane Arbus’un çektiği fotoğraflara, onlardaki ‘tekinsiz naifliğe’ bayılıyorum. Dahası, Arbus çekmese, varlıkları bile bilinmeyecek olan bütün o insanların, başkalarına benzememeye ve çirkin bulunmaya aldırış etmeyecek kadar büyük bir özgüven sahibi olduklarını hissediyorum. Ezik durmalarına, gizlenmemelerine, varoluşlarını dünyaya mağrurca ilan etmelerine bayılıyorum. Onlar birer aristokrat… Diane Arbus diyor ki: “Hepimiz günün birinde travmatik bir deneyim yaşayacağımızdan korkarız. Benim ‘hilkat […]
Read MoreSnoop Dogg’dan tüttürülebilir kitap
Rolling Words değişik bir kitap. “Yuvarlanan kelimeler” anlamına geliyor. Yazarı Snoop Dogg, tasarımcısı ise Pereira & O’Dell. Bu aslında sayfalarına sigara sarabildiğiniz bir şiir kitabı. Beyaz Tavşan Birası Snoop Dogg’dan tüttürülebilir kitap Fikir hoşuma gitti ama doğrusu almadım, henüz kitapları tüttürmek veya yakmak fikrine alışabilmiş değilim. Ayrıca Snoop Dogg’ın iflah olmaz hayranı da sayılmam. Zaten ünlü […]
Read MoreCamilla Läckberg’den Polisiye Okulu
Buz Prenses’in yazarı Camilla Läckberg’le röportaj yapmak için gittiğim Stockholm’de, onun aynı zamanda bir yaratıcı yazarlık hocası olduğunu öğrendim. Hatta Camilla yıllar önce bu sebeple İstanbul’a bile gelmiş. Şöyle ki; İsveç’teki bir yazarlık kursu öğrencilerini zaman zaman başka ülkelere de götürüyormuş. Farklı yerler görüp farklı insanlar tanısınlar, ufukları açılsın diye… Kursun öğretmenlerinden olan Camilla da […]
Read More









