Egoist okur

Cem Kalender yazdı: Ya eşya bir gün delirse?

Klan ve Zamanın Unutulan Koynunda adlı ilk fırsatta okuyacağım iki kitabın yazarı Cem Kalender, Oğuz Atay’ın roman ve öykülerini Lacancı bir bakışla okumayı deniyor bu yazıda. “İnsan, biyolojik bir canlıdan kültürel bir özneye dil sayesinde geçer” diyen ama Dil’in de insana doğru bir kimlik sağlamadığını vurgulayan Jacques Lacan, Oğuz Atay’ın yarattığı karakterleri anlamamıza yardım edecek […]

Read More

Çocuk kitaplarında sevmediklerimiz: Lâle Sirki’nde neler oluyor?

Lâle Sirki ve Gizemli Hikayesi adlı kitabın tasarımı çok güzel. İllüstrasyonlar, baskı kalitesi “Gel” diyor, “Al beni, oku beni.” Künyesi de ilginç ve cazip… Yaratıcısı, yani yazarı ve çizeri Tiyatro Oyunevi’nin dekor ve kostüm tasarımcısı Claude Leon. Çeviri Mahir Günşiray’a, düzeltisi Murat Uyurkulak’a ait. Peki ne anlatıyor? Şöyle… Lâle Sirki’nde garip bir sessizlik var. Herkes […]

Read More

Efkâr Karması / Altay Öktem: Çetrefilli ve tehlikeli şarkılar

Şair, yazar, dergici, yayıncı ve zaman zaman DJ Altay Öktem, canım arkadaşım… Onunla yıllardır öyle çok içtik, dertleştik, eğlendik, kim bilir kaç gece edebiyattan ve hayattan konuştuk ki artık ailemden biri sayılır. Ama şimdiye dek ondan bir Efkar Karması istemediğimi geçenlerde farkettim. Demek ki zamanı şimdiymiş, demek ki kalbimiz çok sıkışmış ve içimizdeki tarifsiz hüzün […]

Read More

Yaşlılar, çocuklar, hastalar ve yalnızlar için OKAN BAYÜLGEN

Okan Bayülgen bugünlerde hiç olmadığı kadar sakin bir hayat sürüyor ve sadece ona haz veren işleri yapıyor. Öykü yazıyor mesela. Sonra Franz Kafka ve Stefan Zweig’ın yapıtlarını, Goethe’yi radyodan sesli olarak okuyor. Bir yandan da yayıncılıkla flört ediyor. Makinakafa adlı küçük bir edebiyat blogu bile açtı. (Haberini buradan vermiştim.) Bir de tabii her zaman olduğu […]

Read More

Dan Brown’ın kaleminden İkonografinin 50 Tonu

Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar, Kayıp Sembol gibi kitaplarıyla listelerin üst sıralarının değişmez ismi haline gelen Amerikalı yazar Dan Brown’un yeni romanı Cehennem (Inferno) aylardır bekleniyordu. Çıkar çıkmaz satış rekorları kırmasına bu yüzden kimse şaşırmadı. Brown, Dante Alighieri ve İlahi Komedya’dan yeni bir bilim dalı olan transhümanizmden, ölümsüzlükten, yapay olarak hızlandırılmış bir evrimin mümkün […]

Read More

Lumpi Lumpi: Mavi ejderhanın sırtında

Kuzenimin ejderhalara bayılan, büyüyünce bu şahane yaratıkların bakıcısı olduğunu kafasına koymuş üç yaşında bir oğlu var, bulduğumuz bütün ejderhalı şeyleri alıyoruz ona. Kitapları da tabii… Şimdi Gökçe Gökçeer’in yazısını okuduktan sonra Can Çocuk’tan çıkan Lumpi Lumpi: Arkadaşım Ejderha serisini de almaya karar verdim. Alp’in hoşuna gider mi bilmiyorum ama ben maceracı ama alıngan üstelik sadece […]

Read More

Tekinsiz Şirinler

Derler ki herkesin Şirinler olarak bildiği çizgi alem, aslında bir komünist ütopyadan başka bir şey değildir. Orijinal adı olan Smurf’un açılımı bile bunu gösterir: Small Men Under Red Flag, yani “kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar”… Şirin Baba’nın kırmızı şapkasına ve Karl Marx’ınkiyle yarışacak gürlükteki ak sakalına ne demeli? Ayrıca orada Şirine’den ötürü feminizme ve […]

Read More

Orhan Pamuk: “Kendimi hep bir günahkâr olarak gördüm”

İlkler mühimdir. Ben ilk röportajımı Orhan Pamuk’la yapmıştım. Yıl 1994… Yazarın en sevdiğim iki romanından biri olan “Yeni Hayat” henüz çıkmamış. Anlattığına göre, aslında uzun süredir başka bir romanla meşgulmüş. Üzerinde çok çalışmış; defalarca başlamış, bozmuş, değiştirmiş, sonra da hepsini bir kenara bırakıp “Yeni Hayat”ı yazmış. Defterlerini, taslaklarını gösteriyor, bir de yazmayı terk ettiği zamanlarda […]

Read More

Okan Bayülgen’den güzel yalanlar

“Yalanlar söylüyorum, geçmişle ve gelecekle ilgili. Bi’ şey elde etmek için değil, yalanlara inandığımdan! Bundan bir hikaye çıkmaz mı? Yalan söyleyenden değil; yalanlardan…” Bu sözler Okan Bayülgen’e ait. Ben geç kalmışım meğer, ama aslında Bayülgen bir süredir minik bir edebiyat blogu açmış, orada bazı kitaplara sesiyle hayat veriyormuş. Kendi yazdığı İnsansız Uzay Aracı adlı hikayeyle başlamış. Onu […]

Read More

Sevin Okyay’ın kütüphanesi

Sevin Okyay kimdir? Bizim ülkedeki ilk kadın sinema yazarı. Onun tavsiyesiyle gittiğim bir filmden pişman olarak çıkmadım hiç. Sadece sinema yazmıyor tabii, ilgi alanları arasında edebiyat, caz, futbol da var. Hatta sanıyorum edebiyat yazılarını bu sıralar sinema eleştirilerine tercih ediyor. Çiçek Dürbünü, İlk Romanım gibi güzel kitaplar da yazdı… Harry Potter çevirilerinden söz etmek bile […]

Read More

Caitlin Moran: “Sözünü etmekten utandığımız küçük, zarif ayrıntımız…”

Çocukken annemin kitaplarını karıştırmaya bayılırdım. Başkalarının da… Erica Jong’lar, Marilyn French’ler, Suzanne Brogger’ler, Kate Millet’lar, Germaine Greer’ler falan basılırdı o yıllarda. Benim için özel bir anlamları olduğunu söyleyemem. Annem de “Bunları büyüdüğünde okursun” demişti zaten. Erica Jong’un komik ve seksi romanlarını heyecanla okuduğumu çok iyi hatırlıyorum. (Kendisi hâlâ favori yazarlarımdandır.) Büyüdüğümde ne oldu peki? O kitapların hepsi […]

Read More

Pessoa: Günbatımını ve polisiyeyi seven tuhaf yazar

Fernando Pessoa dendiği vakit ben ilkin Şeytanın Saati‘ni hatırlarım. Metis Yayınları’ndan çıkan o kara kapaklı küçük kitap epey bir süre elimde gezinmişti. Bir de sayısı konusunda rivayetler muhtelif olan 80 küsur alter ego’sunu… Aşağıda okuyacağınız gibi, yalnızca şiir yazmakla kalmayıp o şiirlerin şairlerini de yoktan yaratmış birisi Pessoa. Şaşırabilirsiniz ama gerçek bu. O konuyu ayrıca […]

Read More

Göktuğ Canbaba: “Sevdiğin insanın cini mutlu mu, hiç sordun mu?”

Acayip isimli bir roman: İşeyen Atmaca. Yayın yönetmenliğini Altay Öktem’in yaptığı Marjinal Kitaplar’dan çıktı. Yazarı fotoğrafçı, seyyah ve maceracı Göktuğ Canbaba. Amerika’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında geçen bir hikaye anlatıyor. Okurken güneş tam tepemize vuruyormuş hissine kapılıyor insan. Karakterleri arasında Jane, Gülümseyen Baykuş ve Marilyn Monroe ve bilumum başka tuhaf insan var. Bir de tabii ilerleyen […]

Read More

D22’den BENT: Çarpılmaya hazır mısınız?

Oyunun adı, Bent. Çok genç yaşlardaki üç genç aktörün kurduğu yeni tiyatro topluluğu D22 tarafından sahneleniyor. Ben birkaç hafta önce seyrettim ve kelimenin tam anlamıyla çarpıldım. Çok sert, lafını dolandırmadan söyleyen ve seyircinin makul bir ruh halinde kalmasına, neşelenip hafiflemesine izin vermeyen acayip bir oyundu. Halbuki bir parça önyargılı gitmiştim; bir La Cage aux Folles […]

Read More

Ahmet Altan’dan Son Oyun, J.K. Rowling’den Boş Koltuk

J.K. Rowling’le Ahmet Altan’ın beklenen romanları Boş Koltuk ve Son Oyun arka arkaya yayınlandı. Bu da yayıncılık piyasasında kaçınılmaz olarak “Hangisi daha çok ilgi görecek?” şeklinde bir tartışmaya yol açtı… Ama aslında hararetle beklenen romanlar olmaları ve anlattıkları olayların hayal mahsulü birer kasabada geçmesi dışında iki roman arasında pek benzerlik yok… Ne var peki? İşin […]

Read More