









İlk şişme kadının neye benzediğini, Chuck Palahniuk’tan öğrendim. İsmi Borghild olan bu ilk şişme kadın, yüzünü 1940’ların ünlü yıldızı Käthe von Nagy’den ödünç almış. Vücudu ise Nazi İmparatorluğu’nun gönülsüz hizmetkarı, yönetmen Leni Riefenstahl’ın görüntülemeye bayıldığı iri yarı Kuzeyli kadın atletleri andırıyormuş. Mucidi de bizzat Adolf Hitler ve hizmetindeki bilim adamlarıymış. Nazi askerleri sıradan kadınlarla sevişip […]
Read More
Çizgi alemimizde denenmemiş, dolayısıyla tarihe geçecek bir olayla karşı karşıyayız. M. Kutlukhan Perker’in tek başına tasarladığı, yazdığı, çizdiği Türk Mucizesi, adı gibi mucizevi bir dergi. İçindeki öykülerin hiçbiri anlatımı, üslubu ve çizimi bakımından diğerlerine benzemiyor. Sanki Perker’in içinde bir sürü çılgınca yetenekli başka Perker’ler varmış ve her biri sırayla bu dergi için ter akıtmış gibi… […]
Read More
Bir dönemin meşhur gazetecisi Refi’ Cevad Ulunay, sıkıntılı ve renkli geçen gazetecilik hayatına, birkaç güzel roman da sığdırmıştı: Köle, Enkaz Arasında, Sayılı Fırtınalar, Eski İstanbul Yosmaları, Mermer Köşkün Sahibi, Dağlar Kralı… Selim İleri’nin de daha önce yazdığı gibi romanlarında eski İstanbul’u, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem insanlarını, kabadayıları, yosmaları, eşkıyaları, tulumbacıları, varlıklı ama çizgidışı yaşayan hanımları […]
Read More
Edebiyat dünyamızın en kendine has karakterlerinden biri Barbaros Altuğ. Başta yazar ajanıydı, sonra sivri dilli, can yakan eleştiri yazılarıyla da dikkat çekmeye başladı. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, fikri neyse açıkça yazıyordu ve buna alışık olmayan bizler için basbayağı yeni bir durumdu bu. Haliyle Barbaros Altuğ bazılarınca sevilen, bazılarınca nefret edilen ama hep çok merak edilen biri […]
Read More
Jane Austen bir bahçesi olmadığı zamanlarda neden yazamaz hale gelmişti? Jean-Paul Sartre kendi halinde bir parktan neden ölesiye nefret ediyor, o parkın tetiklediği “bulantı” duygusuyla tüm yaşamı boyunca nasıl mücadele ediyordu? George Orwell’ı en güç koşullarda toprağında delice çalışmaya iten neydi? Birkaç bodur, çirkin saksı çiçeği Marcel Proust’a ne ifade ediyordu? Voltaire, “Bahçemizi ekip biçelim,” […]
Read More
Marcel Proust’un kronik erteleme alışkanlığını ilk öğrendiğimde, “A, ne kadar güzel” demiştim. Demek ki bu korkunç alışkanlığa rağmen Marcel Proust bile olunabiliyordu. Eh, ben de bi’ şeyler yapabilirdim belki. Karşılaştırmak yersizmiş, yıllar sonra anladım. Ben hâlâ her şeyi erteliyor, erteliyor, erteliyorum… Proust okumak hariç! O hâlâ okunuyor, okunuyor, okunuyor… Neslihan Elagöz’ün taa ne zaman gönderdiği […]
Read More
Melike Uzun, “Kürar”da iyilikle kötülüğü bazen ayrıştırıp birbirlerinin üzerinden, bazen de eşleştirip birbirlerinin içinden çıkararak anlatırken, daha çok şiddetin zeminine yerleşiyor. İyilikle kötülüğü anlatmak için doğru bir zemin seçildiği için de, şiddet, bakar bakmaz görünen yüzlerinden, kolay kolay seçilemeyecek görünümlerine doğru yüz değiştiriyor. Genişledikçe genleşiyor ve böylece, hem iyiliğin hem de kötülüğün, kısaca insanın en […]
Read More
Amerikalı akademisyen Laura Kipnis, Karl Marx’ın üç ciltlik dev eseri Kapital’i aşka dair bir kılavuz gibi yorumlamış ve sağdan soldan, kadın erkek birçok kişiye “Bu kadar da olmaz ki!” dedirtmişti. Kipnis’in yazdığı Aşka Hayır’a göre, hayatımızın 24 saati çalışmakla geçiyor. 8 saat işyerinde, 16 saat de evde, aşk için… Olabilir mi? Bakalım… AŞK şahane bir […]
Read More
“Seni uyandıran, kalçalarına dayanmış sert bir cisim oldu. Üstelik hareket ediyordu. İlk önce ne olduğunu anlayamadın. Çünkü nerede ve kimin kollarında uyuduğunu unutmuştun. Gece, hatırlanmaya çalışılan bir rüya gibi zihninde hayal meyal canlandığında cismin ne olduğunu da anladın. Yatağın sol tarafına, duvarla onun arasında yüzün duvara dönük yatıyordun. Seni yine köşeye sıkıştırmıştı. Belki de felsefe […]
Read More
“24 renk gazlı kalemim olsun isterdim, ilkokul yıllarında. Şimdi çok komik geliyor ama, benim en büyük çocukluk hayalimdi. Gözüm tüm renklere doyacaktı. 24 renk, hepsi bir arada. Yoktu o yıllarda Türkiye’de. Sonra canım Yasemin ablam Almanya’ya gitti ve bana şöyle katlanır, 24 renk gazlı kalem hediye getirdi. Dün gibi gözümün önünde. Kapağının yarısı şeffaf, yarısı […]
Read More
“Mektup, günlük ya da anı, okumayı pek çok sevdiğim türlerdendir. Neden seviyorum? Sanırım sevdiğim yazarların –özel hayatı da dahil- her şeylerini merak ettiğimden. Garip bir zevk… Fakat şunun da farkındayım: Bu türler, aynı zamanda, fevkalâde yanıltıcıdır! Yazarı hakkında gizli kapaklı bilgiler edineceğinizi ya da onun gerçek yüzünü göreceğinizi zannedersiniz; fakat büyük bir kumpasla karşı karşıyasınızdır: Okuduğunuz satırlar, yayınlanacağı […]
Read More
Şu hayatta en büyük tehlikenin evin dışında değil içinde olduğunu Laura Esquivel’den okumaya ne dersiniz? Saklı Lezzetler adlı kitabın yazarı Esquivel’a göre, an gelir hayatta rastlayabileceğimiz en tüyler ürpertici mahluğun çocukluğumuzdan beri zaten yanı başımızda olduğunu fark ederiz. Görünüşü dikkat çekmez, herhangi bir anneye benzer. Lakin öyle büyük bir manevra kabiliyeti vardır ki; çocuklarının ellerini […]
Read More
Karakter tasarımcısı, çizer, illüstratör ve grafiker Berk Şentürk’ün bu işi yeni değil besbelli ama öyle güzel ki Behance’i turlarken rastladığımda eskiymiş falan diye herhangi bir tereddüt yaşamadan bloga aldım. Küçük Prens, Lolita, Dönüşüm, Moby Dick minyatürleri Şentürk DC Comics’in süper kahramanlarıyla villain’ları Osmanlı Devri’nde yaşasalardı neye benzerlerdi diye hayal etmiş ve ortaya bu harika seri çıkmış. […]
Read More
Hakan Bıçakçı’nın yeni romanı Doğa Tarihi, okuduğum en güzel hayalet hikayelerinden biri. İçinde bir ölü yok ama terk edilmiş bir ruhun bedenini geri alma, kendini yeniden var etme çabası var… Hakan Bıçakcı’dan bir hayalet hikayesi Hakan Bıçakçı’nın yeni romanı Doğa Tarihi, okuduğum en güzel hayalet hikayelerinden biri. İçinde bir ölü yok ama terk edilmiş bir […]
Read More
Hakan Bıçakcı, Doğa Tarihi’nde hem unutulmayacak bir kadın karakter yaratmış hem de tam bugünün romanını yazarak ileride 2000’lerin başlangıcındaki edebiyatı inceleyecek olan araştırmacılara iyi bir dönem malzemesi sunmuş. Yazarın eleştirel söylemi kendi hayatımıza dönüp bakmaya ve bu sistemin neresinde durduğumuzu sorgulamaya itiyor bizi. Romanla ilgili aklıma takılan son soru ise şu: Acaba plaza kadınları bu […]
Read More
Burçlardan bahsetmek benim için eğlencelidir, ama uzun boylu ciddiye almam. Bu yüzden de bana kızan bir sürü arkadaşım var ama ne yapalım, farklı renkler ve farklı karakterler olarak bir arada var olamayacaksak arkadaşlığımızın ne kıymeti var? Fakat Lesley Anne Ivory’nin kedilerine bayılırım. Hele burçlar serisine… Shakespeare kedileri Üstelik anladığıma göre, resimlerdeki kediler gerçekmiş. Lesley Anne […]
Read More
“Fazla düşünmenin insanı yaşça öldürdüğü gerçeğine uyanabilmek ile ilk adım atılmış oluyordu, sevdanın her türlüsünün insan için oluğunu kabul ederek. Yürekteki sesler kafadakilerden daha baskındır diyenler içindi şiirler, şarkılar ve en önemlisi aşk… Devrimlere, evrimlere açık olanların sabrı, inancı, sevgisi kurtaracaktı dünyayı belki de…” En sevdiklerimden Ece Dorsay öyle bir yazı yazmış ki bu defa, hikaye […]
Read More
Eşcinseller için hatta aslında cinselliği özgürce yaşamak isteyenler için hayat hiç de kolay olmadı çünkü cinselliğin baskıyla son derece alakalı upuzun bir tarihi vardı. Kolektif Kitap’tan çıkan Seks ve Ceza adlı kitap bu konuyu hatırlamak, bilmediklerimi öğrenmek için şahane bir fırsat oldu benim için. “Yatak odasından mahkeme salonuna seks hukukunun hayret verici tarihi” diye özetlenebilecek […]
Read More
“Ben çok umutluyum. Öyle güzel dağıldık ki; ne var ne yok ortaya döküldü. Bu iyi! Biz en güzel mücevherlerimizi kutuya koyar saklarız. Çünkü onlar bizim için değerlidir. Elmas vardır, altın ya da gümüş vardır. Derken kafan bir dağılır, mücevherleri toplamak istersin. Mesela Gezi direnişini, gezicileri o çekmecede saklı olan mücevherlere benzetiyorum. Ortaya çıktılar ve ışıl […]
Read More
Hatırlayacaksınız, birkaç ay önce Tuna Kiremitçi’den bir yazı istemiş ve ona yazarlık sırlarını anlattırmıştım, o da “Ben ölü bir yazarım. Yüzyıllar önce parladım, bir linç esnasında öldüm. Şimdi de ölü olmanın avantajlarını kullanıyorum” demişti. Sonun Geldi Sevgilim adlı yeni romanını, bir de geçen hafta basında çıkan yazılarda Tuna’nın geçmişiyle roman arasında kurulan paralellikleri okurken o […]
Read More
İyi Kalpli Küçük Tavşan diye bir kitap. Anlamsız bir ismi var. Momo’nun Kitap Fabrikası’nın yöneticisi sevgili Gökçe Gökçeer de zaten illüstrasyonlarını beğenmese okumayacakmış zaten. Ama sonra kitabın, sömürü düzenine karşı olmak, sürü psikolojisinden çıkmak, örgütlenmek ve haksızlığa isyan etmek gibi çok önemli noktalara işaret ettiğini fark etmiş ve bir solukta bitirmiş. Çocuklarının ‘böyle gelmiş böyle gider’ci zihniyetten […]
Read More