









“Fazla düşünmenin insanı yaşça öldürdüğü gerçeğine uyanabilmek ile ilk adım atılmış oluyordu, sevdanın her türlüsünün insan için oluğunu kabul ederek. Yürekteki sesler kafadakilerden daha baskındır diyenler içindi şiirler, şarkılar ve en önemlisi aşk… Devrimlere, evrimlere açık olanların sabrı, inancı, sevgisi kurtaracaktı dünyayı belki de…” En sevdiklerimden Ece Dorsay öyle bir yazı yazmış ki bu defa, hikaye […]
Read More
Eşcinseller için hatta aslında cinselliği özgürce yaşamak isteyenler için hayat hiç de kolay olmadı çünkü cinselliğin baskıyla son derece alakalı upuzun bir tarihi vardı. Kolektif Kitap’tan çıkan Seks ve Ceza adlı kitap bu konuyu hatırlamak, bilmediklerimi öğrenmek için şahane bir fırsat oldu benim için. “Yatak odasından mahkeme salonuna seks hukukunun hayret verici tarihi” diye özetlenebilecek […]
Read More
“Ben çok umutluyum. Öyle güzel dağıldık ki; ne var ne yok ortaya döküldü. Bu iyi! Biz en güzel mücevherlerimizi kutuya koyar saklarız. Çünkü onlar bizim için değerlidir. Elmas vardır, altın ya da gümüş vardır. Derken kafan bir dağılır, mücevherleri toplamak istersin. Mesela Gezi direnişini, gezicileri o çekmecede saklı olan mücevherlere benzetiyorum. Ortaya çıktılar ve ışıl […]
Read More
Hatırlayacaksınız, birkaç ay önce Tuna Kiremitçi’den bir yazı istemiş ve ona yazarlık sırlarını anlattırmıştım, o da “Ben ölü bir yazarım. Yüzyıllar önce parladım, bir linç esnasında öldüm. Şimdi de ölü olmanın avantajlarını kullanıyorum” demişti. Sonun Geldi Sevgilim adlı yeni romanını, bir de geçen hafta basında çıkan yazılarda Tuna’nın geçmişiyle roman arasında kurulan paralellikleri okurken o […]
Read More
İyi Kalpli Küçük Tavşan diye bir kitap. Anlamsız bir ismi var. Momo’nun Kitap Fabrikası’nın yöneticisi sevgili Gökçe Gökçeer de zaten illüstrasyonlarını beğenmese okumayacakmış zaten. Ama sonra kitabın, sömürü düzenine karşı olmak, sürü psikolojisinden çıkmak, örgütlenmek ve haksızlığa isyan etmek gibi çok önemli noktalara işaret ettiğini fark etmiş ve bir solukta bitirmiş. Çocuklarının ‘böyle gelmiş böyle gider’ci zihniyetten […]
Read More
“Ejderhanı Nasıl Eğitirsin”, “Nasıl Ejderhaca Konuşursun”, “Nasıl Korsan Olursun” ve “Ejderha Laneti Nasıl Bozulur” gibi sürükleyici romanlardan oluşan Hıçkıdık dizisini biliyosunuzdur. Bilmiyorsanız en yakınınızdaki çocuğa sorun lütfen… İngiliz yazar ve illüstratör Cressida Cowell’ın yarattığı dizide küçük Viking Hıçkıdık’ın kahramanlığa giden yoldaki soluksuz maceraları anlatılıyor. Hıçkıdık’ın en yakın arkadaşı da göz kamaştıran bir ejderha. Dünya çocuklarının […]
Read More
Proust yaşasaydı Serdar Ortaç dinlerdi diye bir çıkış yapmıştım günün birinde. Abartmış ya da yalnızca dikkat çekmeye çalışmış olabilirim, kabul ediyorum. Ama yaşasaydı en azından Yıldız Tilbe’yi KESİN dinlerdi… Nedense böyle hissetmiş ama sebebini açıklayamamıştım. Ta ki, Hazlar ve Günler’de Proust’un bizzat bu konu üzerine yazdığını görene kadar. İşte “Kötü Müziğe Övgü” başlıklı o kısacık […]
Read More
Egoist Okur’daki Bizi Hatırlayınız sayfalarıyla hepimizin kalbinde taht kuran Başar Başarır’ın öyküleri için ne desem az. Sevgimi, hayranlığımı defalarca yazdım, biliyorsunuz. Başar son öykü kitabı Teklifinizle İlgilenmiyorum’la 2014 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nün de sahibi oldu. Onu kutluyor, aylar önce yaptığımız Teklifinizle İlgilenmiyorum röportajını yeniden yayınlıyorum. Başar Başarır: “Yazı bir hançer değildir ki maziye saplayasın!” Başar Başarır ve […]
Read More
“İsmiyle örtüşenler vardır. Çoklu anlamlar taşıyor benim ismim. Talih, şans, iyilik kaynağı olarak geçer anlamı. Tesadüf de var anlamları içinde. Ben şanslı ve bahtı açık biriyim. Ama tesadüf hayatımın en şaşılası yanıdır. Benim başıma gelen tesadüfleri duyanlar içten içe ‘bu adam mitoman mı’ diyebilir. Ya da bir yerde okumuştum, hayat tesadüfleri, onları güzel anlatan insanların […]
Read More
Murat Belge‘nin yazısını okumuştum önce. Sonra Belge’nin deyişiyle, Ey ahali! Burada iyi bir yazar var! diye çırpınan Selim İleri‘den dinlemiştim. Selim İleri bunu hep yapar, iyi yazarları ve kitapları keşfetmemiz için var gücüyle çabalar. Ama biz ya popüler edebiyatın dayatmalarına karşı koyamayız ya da kim bilir hangi gizli güç bizi “o yazarlar”ı keşfetmekten alıkoyar… İnatla benzer şeyleri, […]
Read More
Meksikalı sürrealist ressam Frida Kahlo yaşadığı dönemin, yani 1930’ların kadınlarından bambaşka görünüyordu. Kapkalın kaşları bir yana, Paris ve New York’taki davetlere ve açılışlara bol köylü bluzlarıyla katılıyordu. İşlemeli ve farbelalı bu bluzlar dikkat çekici ve cüretkardı. İlerleyen yıllarda daha kendine has ve fazlasıyla cazibeli bir stil geliştirdi. Takıları, elbiseleri, etekleri, bluzları, bilhassa da büstiyerleri Madonna’dan Gwen Stefani’ye […]
Read More
Epeydir okumak istiyordum Gregory Maguire’ın imzasını taşıyan “Lanetli”yi. Okuyunca gördüm ki, kötüler değişmiyor. Katıksız iyilerse masallarda bile yok artık. Öpüşmenin sonu hep kan revan… Çirkin olduğunda daha güzelsin! Gregory Maguire imzalı bir kitapta rastladım ona. Epeydir okumak istiyordum zaten adı “Lanetli” olan bu kitabı. Gerçekte zayıf ve korkak bir adamdan başka bir şey olmayan ama […]
Read More
“Şu aralar hayatta kalabilmeye gülüyorum…” Ne şahane cümle, öyle değil mi? Kaan Sezyum’la bu okuyacağınız röportajı iki hafta kadar önce Kadıköy’ün yeni buluşma mekanı Brasserie Bomonti‘nin açılış gecesinde yapmıştım. Ama araya bi’ sürü şey girdi… İlkin ufak bir seyahate çıktım, ardından canım kedilerimden Paytak hastalandı… Ben çok üzülürken ve evle veteriner arasında koştururken de Sezyum röportajı […]
Read More
“Bence herkes (çünkü bazı kitapların okuyucu kitlesi gerçekten “herkes”tir), her seansta terapistine tüküren ve el hareketi yapan bir çocuğun, etrafındaki herkesi kendinden uzaklaştıracak ve hatta analistinin bile gözünü açık tutmasına engel olacak denli evrensel sıkıcılığa sahip bir adamın, evinin kapısına her gelişinde içeride onu beklediğine inandığı bir teröristten korkan yalnız bir kadının hikayesinin içine kendinden […]
Read More
Oysa huzur uzaklarda bir yerde. İyi biliyorum, zira kafamın içinde her daim bir harp ve sulh hali… LANETLİ: Çirkin olduğunda daha güzelsin! Öpüşmenin sonu hep kan revan… “Madem hayat bir kaltak, bari ben de öyle olayım” diyor en sevdiğim ‘Batman’ filminin en sevdiğim kahramanı Selina Kyle, nam-ı diğer Kedi Kadın. Ve vahşi bir intikam duygusuyla ortalığın […]
Read More
Ahmet Hamdi Tanpınar nadir ses kayıtlarından birinde (belki de tek olanında) Yahya Kemal’i anlatıyor. Lev Tolstoy’sa nadir film parçalarından birinde hayatının son birkaç yılını izlememize izin veriyor. Ahmet Hamdi Tanpınar: “İlahi sabırsızlığın başka ellere geçmesi mukadderdi” Yaşasın! Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nihayet bir videosunu değil ama ses kaydını buldum, çok mutluyum. Zaten anladığım kadarıyla Tanpınar’ın tek […]
Read More
“14 yaşındaydım, İsrail’deki Holokost müzesi Yad Vashem’i ziyaret ediyorduk. Gördüklerime ve duyduklarıma inanamıyordum, henüz masumiyetini koruyan zihnimse bu olayın gerçekliğini kabullenemiyordu… Avrupa’nın tam ortasında yaşanan bu felakete tüm dünya neden sessiz kalmıştı? Kampların yerini tespit etmek, insanları oradan kurtarmak bu kadar mı imkansızdı? Safça şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum İsrailli rehberimize, ‘Peki ya insan hakları?’ O […]
Read More
Rolf Dobelli’nin Hatasız Düşünme Sanatı adlı kitabında, tekrar tekrar tuzağına düştüğümüz “en sinsi düşünce hataları” mercek altına alınıyor. Ve bize çok acayip gelen bazı soruların cevaplarını veriliyor. Mesela… Kendi bilgimizi neden sistematik olarak gözümüzde büyütür ve neden diğer insanları olduklarından daha aptal sanırız? Neden bir şeyi, sırf milyonlarca insan doğru buluyor diye olduğundan daha doğru sanırız? Neden yanlış […]
Read More
Johann Wolfgang von Goethe için Genç Werther’in Acıları bir iç savaşı, doğrudan kendi içindeki iyilik-kötülük mücadelesini simgeliyordu. Genç, hararetli, huzursuz yıllarına bir veda niteliği taşıyan bu romanda dile getirdiği şey aslında kendi arınma arzusuydu. O da tıpkı kahramanı gibi Charlotte adlı evli bir genç kadına umutsuzca âşık olmuş, reddedilmişti. Kısmen utanç, kısmen suçluluk hissediyordu. Bu yüzden kahramanının hikayesini […]
Read More