Egoist okur

Murat Gülsoy’dan “Gölgeler ve Hayaller Şehrinde”

Murat Gülsoy’dan Osmanlı’nın çalkantılı bir dönemindeki toplumsal histerinin, bir akıl tutulmasının romanı: Gölgeler ve Hayaller Şehrinde… Önce kimin hazırladığını çok merak ettiğim bu şahane animasyon videoyu seyredin, sonra okumaya başlayın… Bana öyle geliyor ki bu romanı önümüzdeki dönemde çok düşünecek, çok konuşacak, tartışacağız… “Babamın ölürken yazdığı satırlar, adamotunun çığlığından başka ne ki!” “Onları kıskanıyorum. Kendinden […]

Read More

Aşk neden acıtır?

“Eva Illouz’un Jaguar Kitap’tan çıkan Aşk Neden Acıtır adlı bu kitabını kadınlara tavsiye etme sebebim, yanlış insanı seçtikleri için ya da çok fazla sevdikleri için sürekli kendilerini suçlamaya zorlanmalarının kültürel yanını görmelerini sağlamak. -Çünkü yazar göstermiş.- Kitabı erkeklere tavsiye etme sebebim ise, kimyasal bir durumun etkisini en aza indirgemeye gayret ederek kendi üzerlerindeki kontrolü sağlamlaştırmaya […]

Read More

Proust’tan Salinger’a iştah açan -veya kapatan- yemekler

Tasarımcı ve yazar Dinah Fried’ın Fictitious Dishes: An Album of Literature’s Most Memorable Meals (Kurmaca Yemekler: Edebiyatın En Hatırlanan Yemeklerinden Bir Albüm) adlı kitabını yine önce Maria Popova’nın Brainpickings’inde gördüm. Bakmasam olmazdı. Fried tasarımcılık ve yazarlığın dışında fotoğrafçı ve aşçıymış aynı zamanda. Bu gördüğünüz yemekleri de zaten o pişirmiş, sofra düzenlerini falan o tasarlamış. Proust’tan […]

Read More

Yaz(a)mamak ya da RED EDEBİYATI

1983 Samsun doğumlu Gülşah Köksal Çekici, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü mezunu. Dört yıldır köy öğretmenliği yapıyor. Edebiyat başta olmak üzere, felsefe, tarih, sosyoloji gibi alanlarda okuyor, yazıyor. yazdıklarına hem çeşitli dergilerde hem de  şahsi blogunda rastlayabilirsiniz. Aşağıda Enrique Vila-Matas’ın yazdığı ve Doğan Kitap’tan çıkan “Bartleby ve Şürekâsı”yla ilgili yazısını bulacaksınız. En sonda Richard Brautigan […]

Read More

Yazarlar hakkında ne dedikodular, ne sırlar, ne hikayeler…

Ünlü ve büyük yazarların hayatlarını niye okuruz? Pek çok sebepten. Ama biraz da şundan: James Joyce’ın kırık gözlüğünü, Agatha Christie’nin altındaki yara bandını ve Mark Twain’in çenesindeki jilet kesiğini fark etmek için. Başka bir deyişle onları insanca yaraları ve zaaflarıyla da tanımak için. W.G. Sebald’ın ölmeden 3 gün önce girdiği dersten notlar PATTI SMITH: “Ölüler konuşuyor […]

Read More

Murat Bardakçı ile İttihadçı’nın Sandığı’ndan çıkan 220 belge üzerine

Gazeteci-tarihçi Murat Bardakçı, İttihad ve Terakki liderlerinin özel arşivlerindeki belgeleri yayınlamaya devam ediyor. 2008 tarihli Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’nin ardından üçlemenin ikinci cildi olan İttihadçı’nın Sandığı da İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Bu kez konu, Atatürk ve İnönü dönemlerinde Ermeni gayrımenkulleri konusunda alınmış bazı kararlar… Ben de geçen hafta Murat Bardakçı’yla 1915 tehcir olaylarının 100’üncü yıldönümü yaklaşırken […]

Read More

1 Mayıs 1977: Kızgınlık, kırgınlık ve pişmanlık

Bir Gabriel Garcia Marquez ve Kırmızı Pazartesi örneği daha… Araştırmacı yazar Korhan Atay Metis Yayınevi’nden çıkan 1 Mayıs 1977 adlı kitabı için olaylara bizzat tanık olmuş 13 kişiyle röportaj yaptı. Atay, 1 Mayıs 1977 Katliamı’nı Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanında anlattığı hikayaye benzetiyor. Herkesin korktuğu, bildiği ama bir yandan da neredeyse beklediği bir felaket… Kırmızı […]

Read More

Hıristiyanlık tarihinin resim defteri

“Binbir çeşit kıyafetle dolaşan dervişlerin, manastırlara kapanmış keşişlerin ve dahi pek çok aşkın ve meczup karakterin yaşadığı bu şehirde üç dilek tutmam istense biri kesinlikle zamanda yolculuk yapabilme gücü olurdu. Kısa süreliğine de olsa kimseler beni görmeden ben onları görsem, tepelerinden süzülsem, bu şehrin tüm zamanlarında vakit geçirsem. Alaaddin’in sihirli lambasına dokunsam… Kariye’de duraklasam, Theodoros […]

Read More

ANGELOPOLIS: Naziler insan değil miydi?

Son yılların gözde canavarları Alacakaranlık dizisi dolayısıyla vampirlerdi. (Sadece canavarları değil tabii aynı zamanda arzu ve cazibe odakları da.) Danielle Trussoni’nin Asi Melekler (Angelology) adlı tozu dumana katan romanıysa bizi yarı insan-yarı melek bir ırkla, yani nefillerle tanıştırmıştı. Fakat bu “yanrı insan-yarı melek” meselesine pek kanmayın derim; zira Trussoni’nin nefilleri Sevgililer Günü kartlarında görmeye alıştığınız pembe beyaz tenli, tombul […]

Read More

Gangnam Style dünyasında Mozart’la şahane maceralar

“Kitabın yazarı Christine Mellich ve çizer Maren Baber, Berlin Filarmoni Orkestrası için yazıp çiziyorlar. Her ne kadar bir çocuk kitabı gibi görünse de, büyüklerin de öğreneceği çok şey olduğunun altını çizmem gerek. Klasik müzikle ilgili bildiğinizi sandığınız ya da belki hiç duymadığınız birçok terimin hafızanızda yer edeceği garanti. Mesela kromatik, çembalo, muvman nedir bilmeyen kalmasın!” […]

Read More

Tuna Kiremitçi: “Nasıl mı yazıyorum?”

Tanıdığım en zeki ve yetenekli yazarlardan biri olan ve sıklıkla “Keşke daha çok yazsa” dediğim çok sevgili arkadaşım Tuna Kiremitçi’den Egoist Okur’un Yaratıcı Yazarlık Dersleri bölümüne bir yazı, ne bileyim işte, bir nevi şahsi yazarlık sırlarını isteyeli bir ay oluyor. Bir sohbetimizde öyle enfes şeyler anlattı ki “Bunları hemen yazıp bana ver, başkaları, yazmak isteyenler […]

Read More

Okumasam deli olacaktım!

“Yazmasaydım deli olacaktım, diyor ya Sait Faik. Ben, bilmiyorum, diyorum kendi kendime, bilmiyorum, yazmasam deli olur muydum? Ancak ‘Okumasaydım deli divane olacaktım’ diyorum yüksek sesle. Çünkü biliyorum, okumasam değişmeyecekti derim, değişmeyecekti fikrim ve okumasaydım, dünyaya giden yollar tıkanacak, tanıdığım tanıyacağım binlerce değil, sadece birkaç bahçe olacaktı, biliyorum okumasaydım, ruhum bir mengenede sıkışacak, kafamın kafa olması son […]

Read More

Helene Wecker: “İnsanların ve doğaüstü mahlukların dertleri aynı”

Golem, Kabala’ya göre insan tarafından büyüyle, simyayla yaratılmış bir mahluk. Tabiatı gereği yaratıcısına koşulsuz itaat etmesi şart. Cin ise 1001 Gece Masalları’ndan da bildiğimiz üzere, nereden gelip nereye geldiği bilinmeyen, ele avuca sığmayan ateşten bir ruh. Dilekleri gerçekleştirmek gibi bir işlevi var ama civarda onun dileklerini, ihtiyaçlarını bilen yok… Kurgu bu ya; Yahudi miti Golem […]

Read More

GOLEM VE CİN: Aynı yarayla bağlananların hikâyesi

Helene Wecker’in romanı Golem ve Cin’i arkadaşım Aycan Aşkım Saroğlu yazdı. Hem de nasıl bir hararetle… Golem Yahudi kültüründen alınma kilden yapılma bir varlıktı, Cin ise Arap kültüründen gelen ve ateşten oluşmuş bir mahluk… Biri kadındı, öteki erkek… Kaderleri 1899 New York’unda Küçük Suriye Mahallesi’nde kesişiyordu. Sonrası soluk kesen, sarsıcı bir fantastik maceraydı; içinde tarih, […]

Read More

İstanbul’un köpekleri ve geçmişin gölgesi…

İstanbul’un Köpekleri adlı kitap II. Meşrutiyet’in ilanıyla başlayan Batılılaşma hareketleri çerçevesinde Sivriada’ya sürülen ve dönemin zihniyet çekişmelerinin en önemli figürlerinden biri olan sokak köpeklerinin itlaf serüvenine, Batı’daki benzer örneklerine ve İstanbul Himaye-i Hayvanat  Cemiyeti’nin kuruluşundan Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi’nin kabulüne kadar Türkiye’de “hayvan” hakları kavramına tarihsel ve antropolojik bir bakış sunuyor. Okuma tavsiyesi İstanbul’un Köpekleri, Catherine Pinguet […]

Read More

DÖVÜŞ GECESİ: Baş rol seyircinin!

Hayır yanlış söyledim aslında, seyirci bu oyunun sadece metin yazarı ve yönetmeni. Baş rolde olan, star payesi taşıyan, çoğunluk. Seyircinin çoğunluğu. Ama tabii bunu anlamak için oyunun bitmesi ve Rage Against the Machine’i dinlemeye başlamanız gerekiyor. Yok, spoiler vermeyi kesmeliyim, yoksa ipin ucunu kaçıracağım. Onun yerine daha makul bilgiler vereyim. Dövüş Gecesi bana elbette geçen haftaki  yerel […]

Read More

Ursula K. Le Guin + Omelas’ı Bırakıp Gidenler

Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsünde bir kasaba var. Kasabalının mutluluğu ve refahı, kurban olarak seçilen küçük bir kızın sonsuza dek zindanda tutulmasına bağlı. Anlaşma açık: Kız eğer özgürlüğüne kavuşursa, kasaba halkı mutluluğundan olacak… Le Guin bize bu durumu güzel güzel anlattıktan sonra, Omelas’ı bırakıp gidenlerle bitiriyor öyküsünü. Yani kızı kurtaramayan ama onun acı […]

Read More

JIMI HENDRIX: Göçmüş kedilerin en şahanesi

Jimi Hendrix (27 Kasım 1942 – 18 Eylül 1970) Çocukken kendini nasıl hissettiği sorulduğunda “Bu, Mars’ta insanların kendilerini nasıl hissettiğine bağlı aslında” diyen Jimi Hendrix 25 yaşına geldiğinde, yani müziğe başladıktan dört yıl sonra dünyanın en iyi gitaristi sayılmaya başlamıştı. Müziği ve gitarıyla yaptıkları öylesine özgün ve çarpıcıydı ki neredeyse dinleyen herkes onun başka bir […]

Read More

BİR ZAMANLAR SİNEMA: Alice’li Lanterne Magica

M.Ö. 2. yüzyılda Çin’de icat edilen ve sinemanın atası sayılan sihirli fenerleri belki bilirsiniz. Batı, onların varlığını, 17. yüzyılda Ars Magna Lucis et Umbrae (ışığı ve gölgeyi büyütme sanatı) adlı kitaptan öğrenmişti. Lanterne Magica (Sihirli Fener) adıyla 19. yüzyılda yaygınlaşan bu aletler daha sonra iyice küçüldü ve çocuklar için oyuncak olarak da üretilmeye başladı. Fotoğraf […]

Read More

Bu kitabı okuyan AY TAVŞANI kadar muhteşem olsun!

“Uzun zamandır bir çocuk kitabı beni bu kadar güldürmemişti. P.J.’in ciyaklayarak herkesi mum etmesi, kimi yiyecek acaba diye endişelendiğimiz ama tuhaf bir güven de duyduğumuz ejderha Sandra, sevip sevmemeye karar vermekte zorlandığımız Kral ve Kraliçe, hepsi çok komik. Ay Tavşanı’na gelince: özellikle Kraliçe’yle labirentte karşılaştığı kısımda, sesini ve konuşmasını değiştirdiği an kahkahalarıma engel olamadım. Bu […]

Read More

KOETHI ZAN formülü: 5 gün + 1 saat + 500 kelime…

“Asla Yapma!” son ayların en çok satan uluslararası polisiyesi. Epey kanlı ve basbayağı ürkütücü. Bir nevi “Kuzuların Sessizliği”. Tek fark yazarının kadın olması. Koethi Zan’ın hikayesi de çok şaşırtıcı… Zan, Alabama’da, yani Amerikan taşrasının ücra bir köşesinde, tek bir roman bile okunmayan bir evde büyümüş. Okuma zevkini okuldaki öğretmenleri sayesinde edinmiş. Yale Hukuk Okulu’ndan mezun […]

Read More

ECE’NİN TARİFİ: Hayalleri kısık ateşte pişirme sanatı

“Sorularla beynini yemekten vazgeçmişti. Hayatın pırıltılı taraflarına tutunuyordu, karanlığın sinsice kol gezdiği şehirde… Kırmızıyı düşündü: Tutkunun, kaosun, ihtişamın rengini… Böyle bir renkte huzur aramak yersizdi belki. Tam tersi de mümkündü, huzurun olduğu yerde gelişen bir bağ da olabilirdi. En azından, kalbi güzel olan her şeye açıktı. Kıymet bilmeyi hayat görgüsü ve yaşadığı acılar fazlasıyla öğretmişti […]

Read More

Binalar, sesler, hatıralar

“Evden çıktım, bir tramvaya atladığım gibi soluğu konağın karşısında aldım. Boşaltılmış, yarı viraneye dönmüş yeni sahibini bekliyordu. İçeri girdiğimi, merdivenleri çıktığımı ve pencerelerden birinden dışarıyı seyrettiğimi hayal ettim. Kalabalıklar arasından bana gülümsüyorlardı. Seslendim duymadılar, Koşar adım aşağı indiğimde çoktan kaybolmuşlardı.” Emine Çaykara Binalar, sesler, hatıralar Bu hafta, bir sabah mesajı düştü ekrana; İstanbul’un yalılarını, konaklarını, […]

Read More