Orhan Pamuk’un Harikalar Odası’nda: Aşk, Atatürk heykeli gibi bir şey!
Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi nihayet açıldı. Bu hafta Orhan Pamuk’la müzeye dair bir röportaj yaptık. Pazar günü Habertürk gazetesinde yayınlanacak. Fakat daha önce onunla Masumiyet Müzesi romanı çıktığında yaptığımız ikinci röportajımızı yeniden yayınlamak bana uygun geldi. Hem çok güzel konuştuğu için, hem de bugün müzede sergilenen eşyaları çıplak ve gösterişsiz halleriyle üç yıl önce ilk kez o sırada gördüğümden… O gün yazarın Cihangir’deki ofisinde konuştuklarımız elbette Masumiyet Müzesi’yle sınırlı kalmamıştı. Bir baskı unsuru olarak cinselliği,... Yazının devamı...
göksel: içimden daha cesur bir kadın çıkardım
Göksel’in yeni albümü “Bende Bi’ Aşk Var” çıktı. İlk arkadaş olduğumuzda ben henüz gazeteci değildim. Onun da müzikle, her fırsatta şarkı söylemek dışında bir alakası yoktu zaten. Yani Göksel’in büyük acılardan sonra, her seferinde anka kuşu gibi küllerinden doğan bir kadın olduğunu, incecik, naif görünümünün altında çok güçlü bir ruh taşıdığını bilecek kadar iyi tanıyorum onu. Yeni albümünü dinlerken, bunu herkesin göreceğini hissettim… Önce bu röportajı okuyun, sonra çok güzel şarkılardan oluşan yeni albümü dinleyin. Onun yeni, daha doğrusu “gerçek”... Yazının devamı...
En seksi roman kahramanı hangisi?
Okan Bayülgen’in programında dönen geyik çekiciydi. “En seksi roman kahramanı hangisi size göre?” diye sordu bir gece Bayülgen programına katılan konuklara. Aldığı cevaplar kem ve kümden öteye gitmedi. Bir tek Neslihan Acu bu soruya hayret etmiş, garipsemiş gibi görünmüyordu. Ama o sayılmazdı, zira hepinizin Medyatava yazılarındaki zehir gibi kaleminden de pek iyi bildiği gibi, ağzından çıkacak lafı ’âlem ne der’ korkusuyla tartacak kadınlardan değildir kendisi. Güzel güzel cevapladı soruyu, programın kısıtlı süresi ve yoğun akışı elverdiğince… Ama benim içimdeki... Yazının devamı...
Yeni bir cinsellik tasavvuruna doğru
“En seksi roman kahramanı hangisi?” sorusunun cevapları geliyor… Tavrından ve muhtevasından ötürü beni mutlu eden yazılardan biri olduğu için Hande Öğüt’le başlıyorum dosyaya. Eleştirmen Hande Öğüt hem ona göre kışkırtıcı olan roman karakterlerini anlattı bu yazıda, hem de daha önemlisi konuyla ilgili genel bir değerlendirme yaptı. “Baştan çıkarıcılık, erotiklik ya da seksilik, heteroseksist patriyarkanın erkek hazzına yönelik biçimde yapılandırdığı ve yücelttiği dişil stereotiplerdir. Ne var ki seksi kadın ve bedeni, erkeğin mülkü haline geldikçe eril arzunun... Yazının devamı...
Kafka’nın harikulâde yalanı
Çek yazar Franz Kafka’nın son büyük eserini kimin için yazdığını biliyor muydunuz? Oyuncak bebeğini kaybettiği için hıçkıra hıçkıra ağlayan bir küçük kızın yüzünü güldürmek, onu yeniden hayata bağlamak için… Ayrıntılar Gert Schneider’ın Kafka’nın Bebeği adlı romanında. Kafka’nın Bebeği benim kitaplığımda, büyük yazar ve düşünürlerin adlarını taşıyan güzel romanlar serisinin bir parçası olarak, Flaubert’in Papağanı (Julian Barnes), Karl Marx’ın Hayaleti (Ronan de Calan), Sade’ın Uşağı (Nikolaj Frobenius) ve Wittgenstein’ın Yeğeni’nin... Yazının devamı...
Yorgun Herakles ve arkadaşları…
31 yıl sonra ABD’den Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bindiği uçakla geri getirilen Yorgun Herakles heykeli, ne yazık ki tek değil. Avrupa ülkelerindeki müzeler Anadolu’dan kaçırılan eserlerle dolu. Emekli inşaat mühendisi Yaşar Yılmaz Anadolu’nun Gözyaşları adlı şahsi projesi çerçevesinde yıllardır dünyanın dört bir yanını dolaşarak 70 bin küsur eserin eksiksiz bir envanterini çıkardı. Şimdi de bu eserlerin bize geri verilmesi için çalışıyor. “Ne kazanacağız bu eserleri geri aldığımızda?” diye soruyorum. Şu cevabı veriyor: “Berlin’deki Venüs Altar’ını... Yazının devamı...
Orhan Pamuk’la yakalanan Karolin Fişekçi: Türk büyüklerini çoook seviyorum
Karolin Fişekçi, 2007′de Maçka Parkı’ndaki heykellerini öperek şaşırtmıştı sanat âlemini: “Bir Ermeni ailenin çocuğuyum ama bana ‘tatlı su Ermenisi’ de diyebilirsiniz, çünkü bizim ailede Türklerle evlilik yapanlar hep oldu. Ermenice öğrenme gereği duymadım, Ermeniliğin dezavantajını ya da avantajını yaşamadım, önemli bir durum değildi benim için. Sadece Hrant Dink öldürüldüğünde duygusallaştım. Ağladım bile. Ve bazı şeyleri düşünmeye başladım. Heykelleri öpme fikri o zaman netleşti kafamda. Onları, ‘Türk büyüklerini çok, çok, çooook seviyorum, ben de sizden biriyim’... Yazının devamı...
Sezgin Kaymaz: Üzüntü olmasaydı sevinç, düşmek olmasaydı kalkmak olmazdı
Ateş Canına Yapışsın… Bütün sakinlerinin mutlu ve huzurlu yaşadığı Cennet’te, Tanrı ilk insanı yarattı, adına da Âdem dedi. Onu yarattığı toprağa kendi nefesinden üfleyerek can verdi, bu cana hem iyilikten hem şerden, hem riyadan hem sadakatten koydu. Ona güzel olan ne verdiyse, bir o kadar da kötülük ekledi. Sonra Cennet’teki tüm varlıklara dönüp Âdem’e secde etmelerini buyurdu. Bu buyruğa karşı çıkabilecek kadar kibirli tek bir Cennet varlığı vardı, o da Azazil’di. Âdem gelene kadar Cennet’te kendi özünden bihaber, huzur içinde yaşayan Azazil, “ilk insan”la mücadeleye girecek,... Yazının devamı...
Yekta Kopan, Egoist Okur’u yazdı :)
Yazmak dışında başka işler de yapıyor ve hepsinde çok başarılı ama Yekta Kopan benim için her şeyden önce Yazar. Egoist Okur’un ilham kaynaklarından bir aynı zamandai. AltZine’le, AltKitap’la, leziz blogu Fil Uçuşu’yla… Bu bloga yazıları, şarkı listeleri yahut röportajlarla birkaç kez konuk olan Yekta, son olarak Egoist Okur’dan bahseden bir yazı yazdı. Doğrusu okurken biraz yüzüm kızarmadı değil ama çaktırmadan havalara da uçtum. Teşekkürler Yekta Kopan, teşekkürler Fil Uçuşu… “Gülenay Börekçi, yıllardır kültür-sanat konusunda hassas işlere imza atmış... Yazının devamı...
Vasat olandan uzak dur, gerekirse yalan söyle ve kendi kabileni kur!
Biz yetişkinlerin bazı şeyleri değiştirmesi için vakit geç midir? Mesela çocukken, gençken bir yerlerde kaybolmuş yaratıcı güç yeniden edinilebilir, kırılmış hevesler geri alınır mı? Heves ve şevk nerede, nasıl bulunur? Sir ünvanlı yazar Ken Robinson aralarında Meg Ryan, Paul McCartney, Bob Dylan, Paulo Coelho gibi ünlülerin de bulunduğu yüzlerce kişiyle söyleşi yaparak; ayrıca Leonardo daVinci’den Wolfgang Amadeus Mozart’a kadar birçok dâhi sanatçının hayatını araştırarak bu soruların cevabını arıyor… Bulduğu cevap kısa ve net: Okullar yaratıcılığı öldürüyor. Bununla savaşmak... Yazının devamı...
Güzel haber: Bumerang’dan Egoist Okur’a ödül
Ödül haberine sıra gelecek ama ben en iyisi hikayeyi en başından anlatayım… Yılbaşı gecesi, kırık ayak bileğimle kanepede oturup televizyona bakarak ‘bu gece ne dilesem’ diye düşünüyordum. Bileğim yüzünden üç ay ev hapsi yaşamak zorundaydım. Kanepede sadece kitaplar, televizyon ve arkadaş sohbetleriyle geçen hareketsiz bir hayata hiç alışık olmadığım için olanca huysuzluğum üstümdeydi. İşin kötüsü hayatımı biraz daha neşeli hale getirebilecek tek bir dilek bile gelmiyordu aklıma. ‘Hiçbir şey bu durumu düzeltemez’ duygusunu bilirsiniz. Ama işte o gece saat 23:30 sularında,... Yazının devamı...
Kırmızı ruj, pudra ve diğer seksapel araçlarının tarihi
Sadece Avrupa kıtasındaki kadınların kozmetiğe harcadıkları parayla Afrika kıtasındaki açlık ve hastalık sorunu bütünüyle çözülebiliyormuş. (Dikkat edin “metroseksüel” tabir edilen erkeklerin kadınlardan hiç de aşağı kalmayan masraflarından söz etmedim bile.) Biz kadınların -ve elbette bir kısım erkeklerin- boş işlere meraklı olduğumuz anlamına mı geliyor bu sizce? Küresel ısınmadan, savaşlardan, tuhaf hastalıklardan söz edilen bir çağda biz hiç olmadığı kadar güzelliğimizle meşgul oluyorsak buna ne ad vereceğiz? Kibir mi? Budalalık mı? Ölümsüzlük arzusu mu? İsterseniz en... Yazının devamı...
Sönmez Güven: Eleştirmenler anlamadıklarını aşağılıyor
Karanlıkta 33 Yazar adlı kitaplarda bu topraklarda az tanınan birçok korku edebiyatı yazarının hikâyelerini derledi. O da korku edebiyatı, fantastik edebiyat ve bilimkurgu gibi türlerin bizde çeşitli sebeplerle dışlandığını, aşağılandığını düşünüyor. Bildiğimiz edebiyatın sınırları içinde korku edebiyatı yapılamıyor ya da korku türü çok farklı bir edebiyatı gerektiriyor sanki. Bir yapıtı korku romanı diye nitelemek için hangi özelliklere sahip olması gerekir, ölçütleri ya da sınırları nelerdir? Bana kalırsa, korku özneldir, ölçütü olmaz. Aynı uyaran sizi daha az korkutabilir, beni... Yazının devamı...
“Uykusuz” anlatıyor: Amerikan rüyasını görmek istiyorsan, uyumayacaksın!
Uyursanız rüya görürsünüz. Ama hayatınızın rüyasını görmek istiyorsanız eğer, sonuna kadar uyanık kalmanız şart. ABD’ye yerleştikten sonra adından çokça söz ettiren işlere imza atan, hatta sadece en iyilerin layık görüldüğü çizgi roman Oscar’larında bile adı geçen Kutlukhan Perker, yeni kitabı Insomnia Cafe’yla (Uykusuzlar Kahvesi) kendisi gibi uykusuzları harikulade maceralar yaşamaya davet ediyor. Meraklısına bir not: Perker’in Kahire adlı çizgi romanı kısa bür süre önce Doğan Kitap’tan çıktı… Kendine has çizgileri ve üslubuyla tanıdığımız Kutlukhan... Yazının devamı...
Yiğit Değer Bengi: Korku insanoğlunun en eski ve en güçlü duygusudur
Yiğit Değer Bengi’nin bugüne dek çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı, ayrıca bir öyküsüyle Ithaki Yayınları’nın Jules Verne Yarışması’nda dereceye girdi. 1002. Gece Masalları adlı derlemesi Metis Yayınları’ndan çıktı. Bildiğimiz edebiyatın sınırları içinde korku edebiyatı yapılamıyor ya da korku türü çok farklı bir edebiyatı gerektiriyor sanki. Bir yapıtı korku romanı diye nitelemek için hangi özelliklere sahip olması gerekir, ölçütleri ya da sınırları nelerdir? H.P. Lovecraft, “Korku insanoğlunun en eski ve en güçlü duygusudur, en eski ve en güçlü korku da bilinmeyenin korkusudur,”... Yazının devamı...




































































































