Posted by gülenay börekçi on March 12, 2016 · Leave a Comment
Resmetmek ve romancılık acaba hakikaten birbirine çok mu uzak sanatlar? İşte romancı Orhan Pamuk’un ressam Orhan Pamuk’tan -ya da bazı kitaplarında ortaya çıkan alçakgönüllü karakterden ödünç alarak kullandığı mahlası tercih edenler için- Ahmet Işıkçı’dan öğrendikleri… Gülenay Börekçi “Zihnin niyetlenmediği, elin teşebbüs etmediği tesadüfi güzellikler” “Otobiyografik kitabım ‘Istanbul: Hatıralar ve Şehir’de ve daha sonra yazdığım ‘Şeylerin […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 12, 2016 · 4 Comments
Alfa Yayınları’nın gri kapaklı sinema kitapları serisinde son yayınlananlardan biri Hayao Miyazaki’nin en güzel filmlerinden “Ruhların Kaçışı”nı konu ediyor. “Rüzgârlı Vadi”, “Gökteki Kale”, “Küçük Cadı Kiki” ve “Howl’un Yürüyen Şatosu” başta olmak üzere birçok önemli animasyona imza atan Miyazaki, “Ruhların Kaçışı”nda, Japon mitolojisini hem kendi ülkesinin gençlerine hem de dünyanın diğer taraflarında yaşayanlara son derece […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 9, 2016 · Leave a Comment
Okuduğum en tatlı hikayelerden biri. Üstelik Neil Gaiman yazmış.”Babamı İki Japon Balığı ile Değiş Tokuş Ettiğim Gün” ya da kısaca BİJBİDTEG için, çocukların çok renkli, benzersiz hayal alemiyle yetişkinlerin miskin, ruhsuz dünyasının çatışması da diyebilirsiniz. Aşağıdaki yazı Sima Özkan Yıldırım’ın imzasını taşıyor. Kendisi editör ve çevirmen, aynı zamanda çocuk kitapları tanıtımları, eleştirileri kaleme alıyor. Kendi […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 7, 2016 · Leave a Comment
Tuna Kiremitçi’nin Destek Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Kendi Seven Ağlamaz” okuru sert içki gibi çarpan, yani trajediyle komediyi ya da yakınla uzağı aynı potada eriten bir roman. “Alkolik eski çocuk yıldız” Sitare’nin, aşkı “düşüşteki yükseliş”te keşfedişinin kendini soluk soluğa okutan serüveni… Gerçek aşk peşinde koşarken ruhunu ve bedenini savurganca açan Sitare’nin romanı Charlie Chaplin, “Kendi […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 7, 2016 · Leave a Comment
“Eğer yazılanlar melodramdan, romantik bir acı kutsamasından ya da hamasetten ibaret kalsın istemiyorsak, güçlü edebiyatçıların önümüzde açtığı ufku, örneğin Dostoyevski’nin hem gerçekçi hem çoksesli hem de trajik ufkunu önemsememiz gerekir. Yani mağdurun karanlığına bakabilmemiz, başkalarının iktidarıyla olduğu kadar kendi iktidarsızlığımızla da yüzleşebilmemiz gerekir.” Tolga Meriç’in Nurdan Gürbilek’le yaptığı “Mağdurun Dili” röportajını yeniden okuyunca, siz de […]
Read More
Filed under röportaj, vitrin · Tagged with cemil meriç, Dostoyevski, egoistokur, mağdurun dili, metis kitap, nurdan gurbilek, oğuz atay, orhan pamuk, tolga meric, Yusuf Atılgan
Posted by gülenay börekçi on March 6, 2016 · Leave a Comment
Stephen King’i severim, şefkatle karışık bir biçimde… Özellikle şimdilerde biraz küçümsediği ilk romanlarını kıyıp da kimselere veremem mesela. Peter Straub’a ise ise ne yazarsa yazsın hayranım. Gölgeler Diyarı, Koko, Hayalet Hikayesi, Gece Odasında günümüz korku romanının müthiş örnekleridir. Daha çok okunsun, keşfedilsin isterim. İki yazarın ortak özelliğiyse birlikte iki muazzam korku romanı kaleme almış olmalarıdır: […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 5, 2016 · 2 Comments
Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan ve “F*ck America”, “Gece”, “Son Düşüncenin Masalı”, “Nazi ve Berber” adlı romanları bizde de yayımlanan Edgar Hilsenrath’la yapılmış bu röportaj dün geldi. Yazarla, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “F*ck America”nın çevirmeni Feza Şişman konuşmuştu; soluğum kesilerek okudum. Nazi Almanyası’nı terk edip Amerika’ya yerleşen ve ülkesine ancak yıllar sonra dönebilen […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 4, 2016 · Leave a Comment
İçiniz içinize sığmıyorsa, bunun sebebi ne olabilir? Barselona’nın canlılığı, 1820’den beri ayakta duran meşhur çikolatacısı Escriba’nın kışkırtıcı atmosferi ya da siz yoğun kıvamlı çikolatalı kekinizi yerken masanıza gelen davetsiz misafirin anlattıkları mı? Fötr şapkalı bir serçe omzunuza konup sevgilinizle sizi Picasso Müzesi’ne davet ederse, onunla gider misiniz? Hele Feridüddin-i ve Sait Faik’i biliyor, hayallerinden bahsediyorsa, […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 3, 2016 · Leave a Comment
Tarihin savaşlardan, devrimlerden ve büyük ihanet ve kahramanlık hikâyelerinden ibaret olduğunu düşünüyorsanız, size Karen Dolby’nin “Bir Nefeste Cinsellik Tarihi” adlı kitabını tavsiye ederim. Geçmişin çeşitliliği ve yaratıcılığı hayret verici Kelli felli mizah yazarı Mark Twain’in “1601” adında erotizm sınırlarını aşan bir roman yazdığını biliyor muydunuz? Kraliçe II. Elizabeth’in nedimelerinden birinin ağzından günlük formunda yazılmış bir […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 1, 2016 · Leave a Comment
Yaygın bir klişedir; yazarların, edebiyatçıların, çok içtiği, alkole düşkün olduğu söylenir. (Önyargılarımız!) Ama ya yemekle ilişkileri? İşte bu kısım, o kadar da iyi bilinmez. (Nedense, bir süredir bu da bilinsin diye uğraşıyorum.) Mesela dünyanın en zorlu metinlerinden birkaçını yazmış olan Gertrude Stein’ın hayranlık uyandıracak kadar usta bir aşçı olduğunu şahsen bilmiyordum. Hele yaptığı yemeklere, tatlılara […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on March 1, 2016 · Leave a Comment
Güzel aşk romanları başka dünyalardan gelen benzer ruhların buluşmasıdır. Satürn’den, Plüton’dan değil, zengin-yoksul, güzel-çirkin, iyi-kötü, genç-yaşlı, Doğulu-Batılı, ne bileyim, yeraltı-yer üstü gibi farklılıklardan bahsediyorum. Klişeleri arttırabilir, işin içine orijinal buluşlar da katabilirsiniz ama değişen bir şey olmaz. Romanlarda âşıklar hep “uzaklardan” bulur birbirlerini. “Çalıkuşu” Feride ile sinir kuzeni Kâmran gibi aynı evde büyümüş olsalar bile… […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on February 21, 2016 · Leave a Comment
Arkadaşım Tolga Meriç’le genellikle hafta sonları buluşup çay içiyor, arada da en çok edebiyat konuşuyoruz. Çok yazı malzemesi çıkıyor ama mahalle baskısı mı demeli, otosansür mü bilmem, nedense yazmayı ihmal ediyoruz. Tehlikeli sulara girdiğimiz de oluyor… Dün bir karar aldık ve ne çıkarsa diyerek kayıt cihazını çalıştırdık. Son günlerin pek popüler Barış Bıçakçı eleştirilerinden başladık, […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on February 21, 2016 · Leave a Comment
“Küçümseme”, İtalyan edebiyatının önemli yazarlarından Alberto Moravia’nın aşk, evlilik, sadakat gibi kavramları sorguladığı ve bize buzdağının görmediğimiz, görmemeyi tercih ettiğimiz kısımlarını göstermeyi denediği bir saplantı, delilik ve yalnızlık hikâyesi. Modernizme, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sının değişen değerlerine, günümüzde kadınla erkek arasında yaşanan derin iletişimsizliğe, en önemlisi sorguladıkça gerçeklerden uzaklaşan şüpheci entelektüele yönelik bir eleştiri ayrıca. […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on February 20, 2016 · Leave a Comment
“Umberto Eco ölmüş. Ben buna hiç hazır değildim. (‘Bir sınırımız var, pek heves kırıcı, küçük düşürücü bir sınır: Ölüm’ demişti.)” diye yazdım Twitter’da. Ama hazırmış aslında, İstanbul’da Orhan Pamuk’la söyleşisinde açıklamıştı bunu: “İnsanların yüzde 100’ü değil belki ama yüzde 50’si aptal olduğuna göre, ben de ölmeye hazırım.” Çok önemli bir edebiyatçı, çok önemli bir araştırmacıydı. […]
Read More
Posted by gülenay börekçi on February 17, 2016 · Leave a Comment
“W.G. Sebald, son yaratıcı yazma dersini 2001 sonbaharında Doğu Anglia Üniversitesi’nde vermişti. Edebiyat dünyasında hızla büyük bir ün kazanıyordu, ilk üç kitabı sansasyonel bir başarı elde etmişti, aynı yıl “Austerlitz” yayınlanmıştı. Sınıfta, aralarında David Lambert’la benim de bulunduğum 16 öğrenci vardı. Sebald sessiz, neredeyse utangaçtı, ona “Max” dememizi istedi. Yazdıklarımıza bakarken anekdotlar veriyor, bizi yüreklendiriyordu, […]
Read More