









“Türk romancıları arasında, Fatih Kaynak dışında ‘ben yeraltı edebiyatçısıyım’ diyen bir yazara pek rastlayamayız” diyor Altay Öktem. Ona göre bizde “Yeraltı edebiyatçısıyım” demek, “Yazdığım kitabı okumayın” demekle eşdeğer. Yeraltı edebiyatı: Kendinle yüzleşmek eğlenceli değildir! ‘İlk Yarı: 10-0’ ve ‘Hiçliğin Aynasıydım Ben’ adlı romanlarından tanıdığımız Fatih Kaynak, herkesi rahatsız etme potansiyeli taşıyan cümleler kurmaya devam ediyor […]
Read More
“İstanbul, önce bir Doğu Roma kenti, bunun altını kalın çizelim. Basbayağı Romalılar yaşadı bu şehirde (ve tabii ülkenin diğer şehirlerinde) ve burası imparatorluk başkenti olarak siyasi sosyal hayatı şekillendirdi. Fetih sonrası da Doğu Roma hatlarına, unsurlarına saygı gösterildi, Türk-İslam kimliğiyle güzelleştirilmiş bir Osmanlı kentine dönüştü. Sarayları, bugün yeni İstanbul’un içinde ezilmiş çiftlikleri, sarnıçları, yolları, kaleleri, […]
Read More
Egoist Okur’un en sevdiğim yanları, yeri geldiğinde bana aylarca mağarama sığınma özgürlüğü tanıması ve istediğim yazıyı istediğim zaman yayınlamama izin vermesi… Bu yazı, 2008’den geldi. Severek yazmıştım, umarım siz de severek okursunuz. Nereden geldi aklına diye soracak olursanız, son zamanlarda hayvanlara kötü davranışların artması sebebiyle diyeceğim. Nereden mi çıktı? Buyurun, yıllar önce ‘Recep İvedik’i, daha […]
Read More
Yaşar Kemal’in 1960’ların sonunda yazdığı ama yayınlamaya yeni karar verdiği bir romandan, Tek Kanatlı Bir Kuş’tan epeydir bahsediliyordu. Merakla, heyecanla bekliyorduk biz de. İşte o roman nihayet yayınlandı. TEK KANATLI BİR KUŞ: Korkunun romanı “Ceviz ağacı çok değerlidir ama altında uyumayacaksın, gölgesi ağırdır. Bir de ceviz ağacının bir huyu vardır, budaklarından birisi oluşurken yakınında kim […]
Read More
“Ne kadar sakınsak da kendimizi, gündemin bizi hunharca savurmasından kurtulamıyoruz. Büyük sayılar egemenliğini kuruyor zihnimizde. Savaş korkusu. Ölüm korkusu. Ölümler korkusu. Ölümler, ölümler ve ölümler korkusu. Ölüm, kahrolası bir matematik işkencesiyle beynimize, tüm sinir hücrelerimize biniyor ve vicdanımızdan bir tartı vazifesi görmesini istiyor; daha çok insan nerede ölecekse oraya ver dikkatini ve savaşa karşı siper […]
Read More
Sokak sanatına duyulan ilginin artmasıyla birlikte Londra’nın doğu bölgelerinde Street Art London adı verilen yürüyüş turları düzenlenmeye başlamış. Sokak sanatçılarının rehberlik ettiği bu turların süresi 2-4 saat sürüyor. Elbette bu sokakları tek başınıza gezmeniz de mümkün ama bütün o graffitiler ve sanatçılar hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenler için turlara katılmak daha keyifli. Sibel Yılmaz gezdi, […]
Read More
İstanbul’un hemen her yıl tarihi yok edilen Beyoğlu semtinin nadide tarihi mücevheri Pera Palas Oteli, 121 yaşını kutluyormuş. Kutlasın tabii. Turistler İstanbul’un Pera’sını orada algılıyor, en azından mutlaka gidip bir çay içiyor, pasta bina Demirören dibindeki otelde değil. Eh, onlar da biz de haklıyız, eskiyle yeninin randevusu ancak duygusu, yaşanmışlığı olan yerde verilir. Öyle böyle, […]
Read More
Bu ay piyasaya bir J.D. Salinger biyografisi, bir de belgeseli çıktı. 2015’teyse yazarın daha önce hiç yayınlanmamış 5 yeni eseri yayınlanacak. Bunlardan en ilginç olanıysa Salinger’ın, hayatının son 45 yılını ıssız bir taşra kasabasında münzevi olark geçirmesinin müsebbibi olan Vedanta Kültü’yle ilgili… Salinger’a bir giriş: Homeopati, Vedanta Budizm ve yalnız kalma arzusu 5 yeni kitap […]
Read More
Neslihan Elagöz’ün blogunda gördüm bu yazıyı. Bir yazarı sevmenin aslında çoğumuz için gayet sıradan olan ama itiraf etmesi güç sayılabileceği için pek işitilmedik biçiminden bahsediyor Neslihan. Yani ben kendi adıma böyle şeyler duymuyorum pek etrafımdakilerden. Yakın arkadaşlarım hariç! Çünkü galiba biz edebiyat sevenler siyasal iktidarla ilgili rahatça espri yapıyor ama edebiyatla, edebiyatçılarla, oradaki iktidarlarla ilgili […]
Read More
Biliyorsunuz; Hamdi Koç’un yeni romanı Çıplak ve Yalnız çıktı. Romanı daha sonra ayrıca yazacağım ama önce Hamdi’yle yaptığımız röportajı okuyun istiyorum. Yeniden okumak ve düşünmek, sonra da yazmak için vaktim çok. Hem Çıplak ve Yalnız aceleye gelecek gibi değil, çünkü büyük bir roman, nasıl derler, “beklediğim” roman. Çıplak ve Yalnız, 1950’lerin sonunda başlıyor; yazarının deyişiyle […]
Read More
Romancı Hamdi Koç’la uzun bir arkadaşlığımız var, 30 yılı devirmişiz. Ne kitaplar okumuşuz, ne sakin sohbetlerimiz, ne fırtınalı didişmelerimiz hatta kavgalarımız olmuş. Ne çok sevmiş ve ne çok küsmüşüz. Ne çok sefer dönüp dolaşıp aynı yerde buluşmuşuz. Korkmayın, uzun uzun anlatmayacağım, o kadarına bu küçük Egoist Okur sayfası yetmez. Birkaç yıl önceki çay sohbetimizden sonra […]
Read More
“Minik bir sorunun mükemmele tamamlanması için bulunulan ilk teşebbüsün ardından, her bir karakterin yuvarlandığı bir uçurum barındıran öyküler: Çarpmak üzere, masal denemeyecek kadar makul ama gerçek olamayacak kadar hayalî, kabus olmaya yakın kayalar barındıran uçurumlar. O hiç uyamadığınız günlük ve haftalık programlarınıza uyunca nasıl olacağını görmek için, o hiç tamamıyla kontrol edemediğiniz durumlar tamamen kontrol […]
Read More
Günlük yazmanın modasının geçtiğini düşünenler var. Onlara göre çoğu yazar artık günlük tutmuyor, çünkü hepsi sosyal medyada var olmayı tercih ediyor. Yani Virginia Woolf, Cemil Meriç, Susan Sontag gibi efsaneleşmiş günlük yazarlarının soyunun tükendiğini söylersem abartmış olmam. Peki ama edebiyatçılar niçin Twitter’dan bir türlü vazgeçemiyor? Günün birinde Toplu Tweetler’ini yayınlayacakları için değil herhalde. Daha sağlam […]
Read More
Son günlerde Batı’da çeşitli edebiyat eserleriyle ilgili arka arkaya birçok eleştiri yazısı yayınlandı. Bunların bazıları Fitzgerald ve Kafka gibi büyük edebiyat ikonlarını hedef alıyordu, o yüzden 2013’ün “tabu yıkma yılı” sayılması gerektiğini söyleyenler bile oldu. Yazıların bazılarıysa sahiplerinin “edebi alerji” diye tarif ettiği bir dürtüyle yazılmıştı. Peki ya bizde durum neydi? Bizde edebi alerjiye falan […]
Read More
Hatice Meryem’in Tezer Özlü yazısı epey konuşulmuştu. O yazıda Meryem’in Özlü’yü “Canlı, dişi, toynaklı bir yazar” diye tarif etmesine kızanlar çok oldu. Yazı ilgi görsün diye bu başlığı onun değil benim attığımı falan söyleyenler de çıktı. Keşke biraz daha dikkatli okusa, üzerinde düşünselerdi. O yazının üzerinden haftalar geçti. Şimdi sırada Tezer Özlü’nün ruhundaki yabanıllığı ortaya […]
Read More
Edebiyatın en önemli isimlerinden biri Tezer Özlü; tutkulu okurları olarak hepimizin hayatında, edebiyat macerasında büyük bir etkisi, önemli bir yeri var. Özlü üzerine bugüne dek çok şey yazıldı, söylendi. Lakin okuduğumuz, sevdiğimiz, hayranı olduğumuz Tezer Özlü’yle onun hakkında yazanların söyledikleri arasında bir uyumsuzluk varmış gibi gelmedi mi size hiç? Bunu ilk dile getiren kişi, kendisi […]
Read More
Latife Tekin, “Rüyalar ve Uyanışlar Defteri” adlı kitabında ilk insanların dünya karşısındaki saf algısına erişiyor. Başkaldırıdan yoksulluk ve doğa sevgisine, birçok bileşeni var bu algının. Ama en çok, rüyalarını yazarlığının ışığından geçirip edebiyatla kaynaştırarak ulaşıyor o saf algıya. Ve böylece, birçok metni taşa toprağa karışıyor; ya su olup akıyor ya da susuzluktan kuruyup çatlıyor… Gülenay […]
Read More
Engin Günaydın’ın müzikle ilişkisinin sağlam olduğunu zaten biliyordum. Mesela Vavien filminin senaryosunu yazarken bütün gün aynı şarkıyı dinleyecek kadar takıntılı olabildiğini bir yerlerden duymuştum. Aylar boyunca sabahtan akşama kadar The Real Tuesday Weld’in Bathtime in Clarkenwell’ini dinlemiş, yetmemiş bütün ekibe dinletmiş… Sormuştum Vavien röportajımızda, “Takıntılı bir şekilde dinliyordum o şarkıyı” demişti. “Yazarken şarkının ruhunun filmin […]
Read More
Egoist Okur, Engin Günaydın’ı çok sever. Onunla daha önce yaptığı röportajları bugün yeniden yayınlaması sadace bundan, başka sebebi yok. Baştan söyleyeyim, siz öyle okuyun istedim… Sizin haberiniz yok tabii, şu sıralar Galip Derviş’te izlediğimiz Engin Günaydın’ın Efkar Karması’nı yayınlayacağım ya, benim için de geçmiş zaman hortladı bir bakıma ve bu yetenekli aktörün geçmişte, Vavien filmine […]
Read More