









“Tatlı Rüyalar”. Şahane. “Oğullar ve Rencide Ruhlar”. Harikulâde. “Gizliajans”. Müthiş. Eh, anladınız… Elbette, Alper Canıgüz. Aslında Alper, Egoist Okur için “Efkar Karması”nı epey önce hazırladı. Fakat ben, her zamanki işleri karmakarışık edebilme becerimi kullandım ve bilgisayarımın hard disk’inin yanmasına sebep oldum. Bana pahalıya patlayan, dahası karmanın ve yazının gecikmesine sebep olan bu sakarlığı Alper’in anlayışla […]
Read More
Yunus Nadi öykü ödülü sahibi bi tanecik Seray Şahiner’den bir Efkar Karması istedim, yaptı. Ve dedi ki: “Kelimenin tüm hüznüne rağmen, bir müstehzi gülüş beliriyor hep gözümün önünde, ‘efkâr’ dendiği zaman. ‘Kahır’ gibi değil mesela. Bu yüzden seçtiğim -beni bulan- efkâr şarkılarının içinde hüznü vurgulayan tuhaf bir alaycılık da var hep. Rest çekme, müdanasızlık, omuz […]
Read More
Gezi Parkı Direnişi 13. günündeyiz. Çağdaş edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri olan Ayfer Tunç’tan gelen, daha doğrusu onun okuruna yazdığı heyecanlı ama kaygılı mektubu yayınlama zamanı… 8 Haziran 2013 Değerli okurum, Öncelikle kardeşçe yaklaşımınıza ve duyarlılığınıza çok teşekkür ederim. İzin verirseniz size Gezi Parkı vesilesiyle twitter’da yeterince anlatamadığım görüşlerimi iletmek istiyorum. Öncelikle şunu bilmenizi isterim. […]
Read More
Klan ve Zamanın Unutulan Koynunda adlı ilk fırsatta okuyacağım iki kitabın yazarı Cem Kalender, Oğuz Atay’ın roman ve öykülerini Lacancı bir bakışla okumayı deniyor bu yazıda. “İnsan, biyolojik bir canlıdan kültürel bir özneye dil sayesinde geçer” diyen ama Dil’in de insana doğru bir kimlik sağlamadığını vurgulayan Jacques Lacan, Oğuz Atay’ın yarattığı karakterleri anlamamıza yardım edecek […]
Read More
Lâle Sirki ve Gizemli Hikayesi adlı kitabın tasarımı çok güzel. İllüstrasyonlar, baskı kalitesi “Gel” diyor, “Al beni, oku beni.” Künyesi de ilginç ve cazip… Yaratıcısı, yani yazarı ve çizeri Tiyatro Oyunevi’nin dekor ve kostüm tasarımcısı Claude Leon. Çeviri Mahir Günşiray’a, düzeltisi Murat Uyurkulak’a ait. Peki ne anlatıyor? Şöyle… Lâle Sirki’nde garip bir sessizlik var. Herkes […]
Read More
Okan Bayülgen bugünlerde hiç olmadığı kadar sakin bir hayat sürüyor ve sadece ona haz veren işleri yapıyor. Öykü yazıyor mesela. Sonra Franz Kafka ve Stefan Zweig’ın yapıtlarını, Goethe’yi radyodan sesli olarak okuyor. Bir yandan da yayıncılıkla flört ediyor. Makinakafa adlı küçük bir edebiyat blogu bile açtı. (Haberini buradan vermiştim.) Bir de tabii her zaman olduğu […]
Read More
Oraya buraya “Leyla” diye imza atıp iş yaşama gelince hep “Mecnun” gibi davranan biriyim ben. Rivayet o ki; Mecnun Leyla’ya, “Her dağa her taşa, herkese seni anlattım. Cevap alamadım. Bu nasıl bir şey biliyor musun?” demiş. Leyla da cevap vermiş “Ben seni kimseye anlatamadım. Asıl bu nasıl zor bir şey biliyor musun?” Çok sevgili Arzu […]
Read More
Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar, Kayıp Sembol gibi kitaplarıyla listelerin üst sıralarının değişmez ismi haline gelen Amerikalı yazar Dan Brown’un yeni romanı Cehennem (Inferno) aylardır bekleniyordu. Çıkar çıkmaz satış rekorları kırmasına bu yüzden kimse şaşırmadı. Brown, Dante Alighieri ve İlahi Komedya’dan yeni bir bilim dalı olan transhümanizmden, ölümsüzlükten, yapay olarak hızlandırılmış bir evrimin mümkün […]
Read More
Orhan Pamuk’la “Masumiyet Müzesi” röportajımız. Kitap çıktığında yapmıştık. Bugün Çukurcuma’daki müzede sergilenen eşyaları çıplak ve en gösterişsiz halleriyle ilk kez o sırada görmüştüm. O gün yazarın Cihangir’deki ofisinde konuştuklarımız elbette “Masumiyet Müzesi”yle sınırlı kalmamıştı. Bir baskı unsuru olarak cinselliği, ‘evliliği haklı çıkaran bir iksir’ olarak aşkı, yazarlığın iyileştirdiği yaraları, çalışmakla geçirilen yıllar yüzünden kaçırdıklarını, mesela […]
Read More
Romancı David Foster Wallace 2005’te Kenyon College’ın mezuniyet töreninde bir konuşma yapmıştı. O gün unutulup giden o şahane konuşma metni, yazarın üç yıl sonraki intiharı üzerine yeniden hatırlandı, gün ışığına çıkarıldı hatta büyük ün kazandı. Majör depresyondan mustarip Wallace’ın öğrencilere algının tuzaklarından, insanın kendi kendini hapsettiği kafeslerden, gözümüzün önünde durdukları halde kavramakta zorlandığımız gerçeklerden bahsettiği o […]
Read More
Kuzenimin ejderhalara bayılan, büyüyünce bu şahane yaratıkların bakıcısı olduğunu kafasına koymuş üç yaşında bir oğlu var, bulduğumuz bütün ejderhalı şeyleri alıyoruz ona. Kitapları da tabii… Şimdi Gökçe Gökçeer’in yazısını okuduktan sonra Can Çocuk’tan çıkan Lumpi Lumpi: Arkadaşım Ejderha serisini de almaya karar verdim. Alp’in hoşuna gider mi bilmiyorum ama ben maceracı ama alıngan üstelik sadece […]
Read More
Derler ki herkesin Şirinler olarak bildiği çizgi alem, aslında bir komünist ütopyadan başka bir şey değildir. Orijinal adı olan Smurf’un açılımı bile bunu gösterir: Small Men Under Red Flag, yani “kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar”… Şirin Baba’nın kırmızı şapkasına ve Karl Marx’ınkiyle yarışacak gürlükteki ak sakalına ne demeli? Ayrıca orada Şirine’den ötürü feminizme ve […]
Read More
İlkler mühimdir. Ben ilk röportajımı Orhan Pamuk’la yapmıştım. Yıl 1994… Yazarın en sevdiğim iki romanından biri olan “Yeni Hayat” henüz çıkmamış. Anlattığına göre, aslında uzun süredir başka bir romanla meşgulmüş. Üzerinde çok çalışmış; defalarca başlamış, bozmuş, değiştirmiş, sonra da hepsini bir kenara bırakıp “Yeni Hayat”ı yazmış. Defterlerini, taslaklarını gösteriyor, bir de yazmayı terk ettiği zamanlarda […]
Read More
“Yalanlar söylüyorum, geçmişle ve gelecekle ilgili. Bi’ şey elde etmek için değil, yalanlara inandığımdan! Bundan bir hikaye çıkmaz mı? Yalan söyleyenden değil; yalanlardan…” Bu sözler Okan Bayülgen’e ait. Ben geç kalmışım meğer, ama aslında Bayülgen bir süredir minik bir edebiyat blogu açmış, orada bazı kitaplara sesiyle hayat veriyormuş. Kendi yazdığı İnsansız Uzay Aracı adlı hikayeyle başlamış. Onu […]
Read More
“Hayatınızdan şiiri söküp attıysanız, ondan vaçgeçtiyseniz, sadece arızalı zamanlarınızda yardım almak için başvurduğunuz bir yalancı ilaç haline gelir şiir. Aşıksınızdır, ana baba hasreti çekiyorsunuzdur, gurbette kaybolmuşsunuzdur… Acınızı kışkırtmak yahut yatıştırmak için şiire başvurabilirsiniz o zaman, diğer zamanlarda unutmak üzere… Böyle olunca da, gündelik hayatta şiire duyduğunuz ihtiyacı görmezden gelirsiniz. Şairin romanı, sadece edebi bir tür […]
Read More
Sevin Okyay kimdir? Bizim ülkedeki ilk kadın sinema yazarı. Onun tavsiyesiyle gittiğim bir filmden pişman olarak çıkmadım hiç. Sadece sinema yazmıyor tabii, ilgi alanları arasında edebiyat, caz, futbol da var. Hatta sanıyorum edebiyat yazılarını bu sıralar sinema eleştirilerine tercih ediyor. Çiçek Dürbünü, İlk Romanım gibi güzel kitaplar da yazdı… Harry Potter çevirilerinden söz etmek bile […]
Read More
Maviş’e dedesi şöyle diyor: “Kızlar sünnet olmaz, gelin olur!” Maviş’in gelin olması için büyümesi gerektiği daha sonra ona anlatılsa da söz ağızdan bir kere çıkmış, asıl önerme söylenmiştir artık: “Kızlar sünnet olmaz, gelin olur!” Kadına rolü, daha o yaşta biçilmiş, Maviş büyüyünce gelin olacağına ikna edilmiştir. Ona bir de bir gelinlik dikilir. Yani kardeşinin sünnet […]
Read More
Ahmet Büke hem gülümsetiyor okuru, hem yüreğini dağlıyor mutlaka… Tatlı, kederli, şiirli, ruhlu, ne bileyim işte güzel yazıyor, değişik yazıyor. “Baba, Oğul, Asker” adlı bu öyküyü de Egoist Okur için yazdı… Ahmet Büke: “Öyküyü takıntılı biçimde seven bir kuşak geliyor” Baba, Oğul, Asker Davul çalıyor, def vuruyor. Gürültünün, ağlamanın, küfrün bini bir para. Sonra ışıkları […]
Read More
San Fransisco Modern Sanatlar Müzesi’nin (SFMOMA) üstündeki Blue Bottle Cafe’nin hamurişleri şefi Caitlin Freeman muhteşem Modern Sanat Tatlıları projesini şöyle anlatıyor: “Sanat ve yemek denen iki dünyayı alıp nasıl bir araya gelebileceklerine baktım. Bir sanat eseri yaratmak istemiyordum. Benim istediğim sanatı yiyeceklerle yorumlamaktı…” TATLI SANAT: Mondrian keki, Damien Hirst pastası Caitlin Freeman, aşçı olmaya ressam […]
Read More