









İranlı genç yazar Lila Azam Zanganeh, entelektüel çevrelerin yeni gözbebeği, edebiyat dünyasının parıltılı poster kızı. Umberto Eco, Salman Rushdie ve Orhan Pamuk gibi büyük yazarlarla arkadaşlık eden Zanganeh, Nabokov’a göre mutluluk kavramını anlattığı ilk kitabı The Enchanter’ın kazandığı başarı üzerine şimdi bir kısmı İstanbul’da geçen ilk romanını yayımlamaya hazırlanıyor… Zanganeh’in Nabokov’la benzeyen yanları da var: İkisi […]
Read More
Arzu Akgün’ü tanıyosunuz, epeyce derin ama aynı zamanda oyun seven bir ruhu var. Bir yazı göndermeden önce şöyle diyor mesela: “Dört kelime söyleyeceğim, seç birini.” Düşünüyorum, göz mü, ruh mu, mekan mı, aşinalık hissi mi? Veriyorum cevabı, yazı ona göre geliyor. Ama bu kez öyle olmadı. Arzu fal seviyor. Benim de fal sevdiğimi, dahası “seviyor, […]
Read More
Alacakaranlık. Şehir Ölüsü. Gündüz Ölüsü. Lanetli Sevgili. Uğursuz. Müthiş ve Korkunç Güzel. Vampir Akademisi. Kemikler Şehri. Ölümcül Oyuncaklar. Aşk ve Gurur ve Zombiler. Gaddar birkaç korku filmi diye mi düşünüyorsunuz? Fena halde yanıldınız. Bunlar, günümüz genç kızlarının iç geçirerek okuduğu, okuduktan sonra hayallere daldığı yeni jenerasyon aşk romanlarından sadece birkaçı. Gülenay Börekçi Kahramanları vampirler ve […]
Read More
Geçen hafta gazeteci Murat Bardakçı’nın Nurhan Atasoy ve Erhan Afyoncu’yla birlikte sunduğu ve cumartesi geceleri ayakta durmamızın yegane sebebi olan Tarihin Arka Odası programını seyrediyordum. Bir ara Washington DC’de açılan bir sergiden bahsedildi. Smithsonian Müzesi bünyesindeki Arthur M. Sackler Gallery’de açılan Arabistan Yolları sergisinde o toprakların binlerce yıllık kültürel zenginlikleri sergileniyormuş. Hem de antik dönemlerden […]
Read More
Kendisi, her şeyden evvel Ali ve Ayşegül’ün annesi, sonra Önce Kitap’ın kurucusu. Editör aynı zamanda ve düzeltmen… Ama aslında okur, okur, okur. Kendi deyişiyle, “işte hayatı budur!” Nursel Calap, on yılı aşkın süredir yayın dünyasında kan, ter ve gözyaşı akıtıyor, o yüzden ismine bugüne dek birçok kitabın künyesinde rastlamış olmanız yüksek ihtimal. Çeşitli internet sitelerinde […]
Read More
“Oysa erkek yahut kadın tek insandır ve birinin baskısı ikisini de köle yapar. Bu gün üçüncü sayfalarda okuduğumuz kadına yönelik şiddetin üç beş yılda oluşması elbette mümkün değil. Bu sistematik bir şekilde uzun yıllara, yüz yıllara, bin yıllara dağılarak bugünkü şeklini aldı.” Hayal dergisinin “Erkeğin Darası Kadın” başlıklı dosyasında yer alan bir başka yazı. Yazarı […]
Read More
Arzu’nun kalemini, bakışını çok sevdiğim için ve tabii konu, yani rüyalar beni de fazlasıyla ilgilendirdiğinden bu yazıyı ondan ben istedim. Kırmadı, verdi… Okuma tavsiyeleri Cemal Kafadar, Kim Varmış Biz Burada Yoğ İken, Metis Yayınları M. Kayahan Özgül, Türk Edebiyatında Siyasi Rûyalar, Akçağ Steven M. Oberhelman, Dream Books in Byzantium, Ashgate Ferhat Aslan, Ayasofya Efsaneleri, İstanbul 2010 […]
Read More
Hitchcook’tan iyi sinemacı olmak isteyenlerin filmlerinde uygulamaları için basit bir reçete: Bir kepçe şüphe, bir tutam keskin zeka, bir çimdik aşk, yarım ölçek mühim ayrıntı ve kenarda duran koca göbekli adam… Hitch Cook reçetesi: Bir kepçe şüphe, bir tutam zeka, bir çimdik aşk Hemen kaşlarınızı çatmayın, Hitchcook değil tabii, Hitchcock… Alfred Hitchcock. Fakat bu filmde onun […]
Read More
“Bazı insanlar vardır, ilk gördüğünüz anda içiniz ısınır, tanıdık gelir. Mabel Matiz ve şarkıları bende böyle bir his uyandırdı” demiş bu sitenin en sevdiği şarkıcılardan Göksel. Naim Dilmener ise “Mabel Matiz, piyasa kurallarından bağımsız, alternatif bir müzik yapma ve ayakta durma biçimi getiriyor. Hiç Bob Dylan’ımız olamadı; Mabel’de ben bu ihtimali görüyorum” yorumunu yapmış. O […]
Read More
Sağdaki fotoğraf 1940’ta Londra’da çekilmiş. II. Dünya Savaşı sırasında şehir kütüphanesi bombalandıktan sonra okurların yıkıntıların arasında dolaşmalarını gösteriyor. Dağılmış, harap olmuş kitaplar arasından istediklerini seçiyorlar. Demek ki ölüme bu kadar yakın oldukları halde okumaktan vazgeçmeyenler olabiliyor. Soldaki fotoğrafta Lost dizisinin sevdiğim karakterlerinden Desmond Hume var. “Ne alaka?” demeyin; Desmond’un en büyük tutkusu Charles Dickens okumaktı. […]
Read More
29 Kasım 2012’de Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Bumerang Ödülleri sahiplerini buldu. O gece ben de birçok yeni ve güzel blogla, bloggerla tanıştım mutluyum. Her ödül alanla birlikte ben de yeniden ödül almışım kadar sevinmemin sebebini ise hakikaten bilmiyorum. Her neyse, tören öncesinde düzenlenen İyi İçerik Atölyesi kapsamında geçen yılın birincilerinden biri olarak benden de bir konuşma […]
Read More
“İçli içli bir aşk benim için İstanbul, ne bakması ne okuması ne kavuşması ne de keşfetmesi bitmeyen bir aşk. Her Galata Köprüsü’nden geçtiğimde yeniden ve yeniden tazelenen bir aşk. Ellerimden kayıp gidecek bir daha hiç dönmeyecek gibi seviyorum bu şehri.” Arzu Akgün İstanbul kitaplarını yazdı. İstanbul denince akan sulan durur, bu yüzden lafı kısa kesiyor […]
Read More
Dr. Invention lakaplı Jesús Sotes son zamanlarda karşıma çıkan en yetenekli çizerlerlerden. Hele “Relatos Salvajes” (Vahşi Masallar) filminden yola çıkarak yaptığı afişe âşık oldum. Canına tak ettiği için kurt postu giymiş bir kırmızı başlıklı kız var afişte. Yazı da şair Filiz Zibek’in imzasını taşıyor. Başlık, Mor ve Ötesi topluluğunun Büyük Düşler adlı albümünden bir şarkının, Şirket’in bir […]
Read More
Aslı E. Perker’in arkadaşım olmasından da, 11 dilde yayınlanan şahane romanlar yazmasından da hoşnutum. Bunlar tutkulu bir okur olarak benim hayatımı güzelleştiren şeyler. Ama onunla bu röportajı yapmamın sebebi romanları değil. Aslı bir süredir Matmazel Alis Hovanisyan’la meşgul. Onun hayatıyla, kendine has giyinişiyle, yalnızlığıyla, eski İstanbulluluğuyla, nazlı nazenin bünyesiyle, boğaz ağrısına iyi gelen bitki çaylarıyla, kitap […]
Read More
Birkaç haftadır internette bazı kısa filmler dolaşıyordu. Genç yönetmenlerin imzasını taşıyan bu filmler, “Günümüzde Raskolnikov baltasını nereye vururdu” diye soruyordu. Dostoyevski’nin insan olmanın ahlakını suçlu olarak taşıyan kahramanı Raskolnikov’un adını taşıyan bu atraksiyonu epey bir merak ettikten sonra nihayet öğrendik, hepsi daha önce 160. Kilometre kitaplarını da yayınlayan Edebi Şeyler’in başının altından çıkıyormuş. Raskol’un Baltası […]
Read More
Çiğdem Erken, yıllardır Yıldız Teknik Üniversitesi’nde piyano ve oda müziği dersleri veriyor. Ayrıca çeşitli tiyatro oyunlarına yaptığı müziklerle bugüne kadar birçok ödül kazanmış. Geçen yıl Kız Kafası adlı bir albüm çıkardı. Bugünlerde ben ve arkadaşlarım buna takılmış durumdayız… İsmi bile albümü sevmem için sebep. Şarkılar da öyle: Ölürsen Haber Ver, Saçlarım Daha Uzunken, Soyunma, Ağlayamazsın… Bir […]
Read More
Geçen hafta benim için karmakarışık bir haftaydı. Bumerang Ödülleri’ndeki konuşmam, başka koşturmalı işlerim, her şey üst üste gelmişti ve ben kendimi acayip gergin, endişeli hissediyordum. Sonra beklenmedik bir röportaj fırsatı çıktı. Hem de Robert Redford’la… Yani Hollywood’un en yakışıklı adamlarından biriyle… Sakın kimse bana “Adam 76 yaşında, yakışıklılıkla alakası kalmamış” demesin. Hiç öyle değil çünkü. […]
Read More
Kaan Sezyum ne iş yapıyor diye sorusunun tek bir cevabı yok. Şu sıralar Penguen dergisinde yazan bir mizah yazarı elbette ama aynı zamanda başka birçok şey. Gazeteciliğe Duygu Asena’nın yanında başladı. Ardından internetin ilk bloggerlarından biri olarak tanındı. Markaların sosyal medya için hazırladıkları “viral” reklamların sevilen yüzü. Onu Kleopatra, Einstein gibi rollerde izlemiş olmanız kuvvetle […]
Read More
İnsanlar ikiye ayrılır: Tarkovski filmlerini sevmeyenler ve Tarkovski filmlerini sevenler. Sevmeyenler için diyecek bir şey yok… Günümüzde birçok kişi, “Tarkovski filmlerini seyretmeye katlanamıyorum” demenin böbürlenilecek bir şey olduğuna inanıyor ve bunu o filmleri başkalarının görmesini de önlemek istercesine, ısrarla vurguluyor. Bir de Tarkovski filmlerini sevenler var. Ama bence onların da bir kısmı Tarkovski’yi yanlış sebeplerle […]
Read More
Diane Arbus’un çektiği fotoğraflara, onlardaki ‘tekinsiz naifliğe’ bayılıyorum. Dahası, Arbus çekmese, varlıkları bile bilinmeyecek olan bütün o insanların, başkalarına benzememeye ve çirkin bulunmaya aldırış etmeyecek kadar büyük bir özgüven sahibi olduklarını hissediyorum. Ezik durmalarına, gizlenmemelerine, varoluşlarını dünyaya mağrurca ilan etmelerine bayılıyorum. Onlar birer aristokrat… Diane Arbus diyor ki: “Hepimiz günün birinde travmatik bir deneyim yaşayacağımızdan korkarız. Benim ‘hilkat […]
Read More